Bütün Balkan şehirlerinde gördüğümüz bir kaç öğe var. Peki nedir Bunlar? Birincisi; şehrin tam ortasında akan bir nehir. Bu nehir ile şehir ikiye bölünmüştür genellikle. Şehir genellikle bu nehir yatağının sağına ve soluna kurulmuştur. Tabi ki susuz bir medeniyet düşünülemez. Ama şehirleri kurarken illa ki yanında olmak istemişlerdir bu hayat kaynaklarının.

Nehirlerin geçtiği şehirlerde olmazsa olmazdır köprüler. Birbirinden güzel taçlar takmışlardır nazlı nazlı akan nehirlerine. Her şehrin muhakkak bir taş köprüsü vardır. Bu taş köprüler; estetiğin zirvede olduğu devirlerde yapılmıştır iyi ki. Bu gün betonarme olarak yapılan köprüler sadece geçmelik. Tarihi taş köprüler ise doyumsuz ‘seyirlik’. Doyamazsınız saatlerce seyretmeye. Bu uzun seyirler insana bıkkınlık vermek ne haddine, bilâkis huzur verir, sükûnet verir.

Bir diğeri dağdır. Dağ, gücü simgeler. Sırtını dağa vermiş nice şehirler görürüz. Dağın yamacına sırtını vermiştir ki oradan güç alsın. Ama güç alırken de ne komşusunun güneşine engel olmuştur ne de kendi güneşine engel olunmuştur. Yamaca kurmuştur şehrini. Çünkü ovada ziraat yapar. Hem doğal afetler için de akıllı bir tercihtir yamaç yerleşimi.

Ve tabi ki şehrin mabedidir olmazsa olmazı. Bu mabet şehrin tam da göbeğindedir. Ama köprüye yakın olanı makbuldür. Bir bütünlük oluştururlar taş köprülerle. İki kardeş gibidirler aynı malzemeden, aynı özden. Ne kadar da uyumludurlar birbirleri ile.

Bütün bu özellikleri kendinde barındıran bir şehirden konuşalım isterim bu yazıda. Bu şehir bütün güzelliği ile Prizren şehridir. Sinan Paşa Cami, Taş Köprü ve Bistriça Nehri. Bu üçlünün bir de bir de can kardeşi vardır ki, şehrin sırtını verdiği tepede yer alan kaledir. Prizren Kalesi’nden şehre baktığınızda Sinan Paşa Cami ve Bistriça Nehri üzerindeki Taş Köprü ilk göze çarpan yapılardır.

Nehrin kenarında yürüyüş yapan insanların nehrin diğer köprülerinden de geçerek sürekli tur attıklarına şahit oluruz. Genelde akşamları yapılan bu yürüyüşün adı ‘volta’dır. Yugoslavya döneminde şehirdeki farklı etnik unsurlar bir araya gelsin, kaynaşsın diye oluşturulmuş bir adettir. Herkesin bir araya toplandığı şehir merkezi ve nehir boyu yürüyüşleri.

Bistriça nehri boyunca yürüyüş yapmak isterseniz siz siz olun Maraş’tan başlayın. Tabiki Kahramanmaraş değil kastettiğimiz. Prizren’in Maraş’ından bahsediyorum. Eski değirmen ve nehrin paralelindeki su kanalı arasından taş döşeli, ince yoldan yürümeye başladığınızda Sâdî tarikatı piri Süleyman Acize Baba’nın türbesini görürüz solumuzda. Ve tabi Maraş Camisini. Şehrin içine doğru yürüdükçe nehir kenarındaki birçok cafenin içinden geçeceğiz. Gide gide önümüze Sinan paşa Cami ve Taş köprü çıkacak. İşte Prizren’in orta yerinde bıraktığımız imzamız.

İşte Prizren bu kadar! Ama kime göre? Tabiki Türkiye’den Balkan turuna çıkan Türk turiste göre. Neden peki? Çünkü tur firması bu güzel şehre sadece birkaç saat zaman ayırmıştır programında. İsterler ki, insanlar birkaç saatte bu şehri görsünler. Sırf görmekten ibarettir istenen. Oysaki buraya yaşamaya gelmeli. İliklerine kadar canlı bir açık hava müzesidir bu şehir. Bizim Türk turist grupları asla seyyah olamayacak. Çünkü ara sokaklara girmek istemez, hep ana caddeden yürür. Ah bir ara sokaklara girse ve arka sokaklara geçse neler görecek neler.

Mikail Türker Bal

Bu yazı Başka dergisinin 4. sayısında yayınlanmıştır.

Prizren’de bir çok tekke hâlâ faaliyettedir. Yüzyıllar önce gazi dervişler ile Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Balkanlar’a gelmiş olan tasavvuf kültürü, bu gün bu kutsal mekânlarda geleneksel olarak yaşatılmaktadır. Belki birçok yerde kültürel olarak yaşamaktadır. Ancak şu bir gerçektir ki; Balkan insanının özünde vardır derviş meşreplilik. Çünkü Evlâd-ı Fatihân olan bu insanların dedeleri ya gazi idi ya da dervişlerdendi.

Güzel insanlar ülkesi Kosova’da Prizren şehrinde olduğu gibi bütün Balkanlar’da bu ruhu görebilirsiniz. Birçok adet, gelenek ve görenek Anadolu’da olduğu gibidir. Kendimizi Anadolu’da herhangi bir şehirde hissedeceğimiz bu şehre, seyahatimizde birkaç saati değil birkaç günü ayırabilirsek yeridir. Çünkü; Prizren camilerinden okunan ezanlar ile mest olup, camilerinde namaz kılmalı, hâlâ faaliyette olan dergâhlarında zikirlere katılmalı, bir Anadolu insanı sıcaklığında olan bu güzel insanlar ile tanışıp sohbet etmelisiniz.