Soğuk Savaş sonrası dönemin kuvvetli kuramı realizm iken 1980’lerle birlikte pazar ekonomisinin ve batılı demokrasinin zaferi ile liberalizm yükselişe geçti. Sovyetlerin yıkılmasıyla çift kutuplu dünya düzeni yıkıldı ve liberalizm zaferini ilan etti. Liberal iyimserlik, devlet dışında aktörlerin de var olabileceğini ve eylem yetisine sahip olabileceğini gösterdi. Bu kuramın kendini ilk test ettiğini zemin Yeni Dünya Düzeninin ilk uzun savaşı olan Bosna oldu.Liberalizmin, barışın kendiliğinden geleceği iddiası çok kısa bir süre zarfında çöktü. Yine 1980’lerden itibaren radikal kuramlar görünür olmaya başladı. Marksizmin geri çekildiği alanda ise eleştirel ekol olarak yeşil ve feminist kuramlar literatürde tartışılmaya başladı.

Demokratik ulus-devletlerin artmasıyla ve serbest pazarın yayılmasıyla savaşın otomatik olarak azalacağına dair liberal varsayımı radikal kuramlar yadsır. Onlara göre komünizm sonrası demokraside oluşan yeni iktidar sınıfları savaşı provoke edebilecektir. Nitekim Balkanlar’da ve Kafkaslar’da peş peşe savaşlar çıkar. Oluşan savaşların şiddeti, insan hakları ihlalleri, özellikle ölüm kampları ve kadınlara yönelik şiddet radikal kuramlardan özellikle feminizmde savaş karşıtlığını öne çıkartır. Bosna Savaşı, içinde barındırdığı kadına şiddetle kadın hareketlerinin merceği altına girmiştir. Savaş sonrasıysa liberal müdahaleciliğin bir örneği olarak anılan Dayton anlaşması ile yeni düzen kurulur. Bu uluslararası koruma düzeni kendisiyle paralel STK’ları beraberinde Bosna’ya davet edecektir.

Bosna toplumunun kendisi de savaş sonrası yaraları sarmak adına bir dizi kurumsal faaliyet yürütür. Bunlardan bazıları politiktir, siyasal aktivizm olarak ifade edilen hareketler sınıfındandır. Temel güdüleri dayanışma ağı kurmak, dünya ölçeğinde uluslararası toplumun hukuki kurumları nezdinde sivil aktivizm yürütmektir. Örnek olarak Srebrenika Anneleri bunlardan en çok bilinen, haber yayınlarında en çok göze çarpandır. Süre giden bir yürüyüş de bu bağlamda çok bilinirlik kazanmış ve dünya çapında bir çekim oluşturmuştur. Mars Mira, toplumsal bir eylem olarak başlayan ve büyüyen bir anmadır. Anma yürüyüşü şeklinde gerçekleşir. Yürüyüşte Bosna savaşı kurbanlarının hatırası canlı tutulur; önce ülke içinde sonra uluslararası planda bir dava haline getirilir. Politik kampanya/anma bazlı sivil toplum faaliyetlerinin bir örneğidir. Bu tip sosyal hareketliliklerin uluslararası toplumda akisleri Marş Mira örneği üzerinden incelenebilir. Mars Mira politik insan hakları mücadelesi özellikleri de gösterir.

MARŞ MİRA’NIN KARAKTERİSTİĞİ

Yürüyüş ilk kez 2005 yılında gerçekleşir. Savaşın bitiminden 5 yıl sonra, 2000 yılında başlayan Srebrenika anmalarıyla kesişecek şekilde yapılır. Geçmişi aynen canlandırma şeklinde gerçekleşen yürüyüş, 1995’de Srebrenika’dan kaçanların izlediği güzergahı takip eder; kaçış rotası bu kez varış noktasından geriye Srebrenika’ya doğru yapılmakta ve diğer anma törenleri ile kesişecek şekilde sonlanmaktadır. Marş Mira’da geçmişin tekrar canlandırılması şeklinde bir anma söz konusudur. Bu yönüyle yurt dışından gelenlere özellikle çarpıcı gelmektedir: Yürüyüşe katılan Selamet Soysal şöyle diyor; “Yürüyüşe 2018 yılında ilk kez katıldım. Savaş zamanındaki yürüyüş aynı şekilde tekrar ediliyor. Yürüyüşü tertipleyen bir birim var. Fakat katılımcılar dünyanın dört bir yanından insanlar. Bu yıl katılım biraz az olmuş ama gene de büyük kalabalıklar vardı. Bir de yürüyüşe katılmayıp son günkü varış noktasındaki anmaya katılanlar var. Onlar da ayrı hesaplanmalı. Eksikler deyince belki bu yürüyüş bu kadar zorlu olmasa denebilir, biraz hafifletilebilir, neticede yaşlılar kadınlar da katılıyor. daha sembolik ve daha kolay bir yürüyüşe evrilmesi gerekir diye düşünüyorum ki daha yoğun katılım olur. Geçmişe dönük bir sloganizme şahit olmadık. Gayet medeni şekilde icra ediliyor.” 

 

Yürüyüşün bir barış yürüyüşü olarak konumlandırılmasının uluslararası katılım sağlanmasına etkisi büyüktür. Özellikle Türkiye gibi Boşnaklarla akrabalık ve din bağı üzerinden özdeşlik kuran bir ülke için bu çok önemli bir ayrım olmasa da tüm dünya ölçeğinden gelenler düşünüldüğünde bunun önemi açıktır. Organizatörlerin kendini çok göstermiyor oluşu yürüyüşün kendisini ön planda tutma amacının bir sonucu olabilir. Bu yönüyle sivil-gönüllü yönü öne çıkan, didaktik olmamayı başaran ve çok-uluslu katılım sağlayan bir sivil toplum hareketi olarak tanımlanabilir. Yürüyüşün zorluğundan bahsetmek mümkün olsa da geçmişe yönelik tıpatıp bir canlandırmanın etkisinin kaybolmaması ana hedeftir. Yürüyüş aynı savaş zamanındaki kaçış rotasında yapıldığında mesajını tam olarak vermektedir. Tüm şekil şartı yerine getirilerek tarihsel kompozisyon yeniden canlandırılmaktadır.

Türkiye’den katılım noktasında haberdar olma kaynakları çok çeşitlidir. İnternet siteleri, gezi grupları, arkadaş grupları ve özellikle Bosna’ya politik eğilimi olan kuruluşlar baştadır: “Türkiye’den bir ekibin davetiyle katıldım. Çadırlar kuruldu, ev sahibi Boşnaklar organizasyon desteği olarak bunu yaptılar. Konaklama sorunumuz olmadı. Ayrıca yolda köylerdeki halk evlerinden ikram yaptı”(Soysal, 2018)Eylemin bir gönüllülük tesis ettiği ortadadır. Hem Bosna dışından gönüllü katılım hem Bosna içinden yürüyüşe amatör ev sahipliği ortak bir duygu oluşturur ve profesyonelliği aşan bir bir etki uyandırır. Geçmişin yeniden sahnelenmesi şeklindeki dramatizasyonun gönüllülük zemininde gerçekleşmesi mesaja çarpan etkisi yapar. Eylemin çok çeşitli katılımcıları olması bir diğer özelliğidir. Bosna Savaşının kurbanları için bir araya gelen topluluk dünyanın birçok ülkesinden ve birçok siyasi renkten müteşekkildir: “Bazı Türk gruplar çokça tekbir getiriyordu ve eyleme daha çok kendi renklerini veriyordu. Bence dışarıdan katılanlar daha kuşatıcı ve barışçı söylemlerle gelmeli. Türkiye’den gelenlerin Bosnalıların da önüne geçen tavırları olmamalı. Yürüyüş mümkünse bir barış yürüyüşü haline getirilmeli, Sırplardan ve Hırvatlardan da katılım sağlanmalıdır. Ben bir kişi duydum; Hırvat bir anne çocuğuna git ve katıl demiş, muhtemelen geçmişte yapılan yanlışları silme duygusuyla. Mesela şehitlikte Bosna için can vermiş bir Hırvatın da mezarı vardı. Bu noktadan tutmalı ve bunu öne çıkarmalıdır. İnsani noktalarda buluşulmalıdır” diyor Soysal.

Mars Mira’nın hafıza ve yüzleşme noktasında sosyal-psikolojik sonuçları olduğu görülmektedir. Yürüyüşün toplumsal ilişkileri dönüştürme yetisi barındırdığını örneklerle görmek mümkündür. Yürüyüşten haberdar olma biçimi ve katılma motivasyonları en az katılımcılar kadar çeşitlidir: “2010 yılında tanıdığımız yazar Bahaddin Yıldız’ın yazısı ile içinde yer aldığım çevreyle beraber haberdar olduk. 2005 de ilk kez yapılıyor sonra yurttaşlık hareketi gibi bir sivil inisiyatif olarak devam ediliyor. Dünyanın bütün ülkelerinden katılım oluyor. Amerika’dan, Hollanda’dan, Fransa’dan, Japonya’dan, Latin Amerika’dan Mars Mirayı duyan herkes katılıyor. İskandinav ülkeleri dahil Avrupa’nın istisnasız her ülkesinden katılım var. 15 yaşından 80 yaşına kadar her yaş diliminden katılımcı oluyor. Bazıları teşkilat ismiyle gelmişti; vakıf-dernek olarak gelenler de vardı, bireysel olarak gelenler de. Bunlar uluslararası planda bu tür aktiviteleri takip eden insan hakları merkezli hareketler. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki katılanlar anlamında uluslararası bir organizasyon. Düzenleyenler anlamındaysa değil. Yurt dışından katılanlar organizasyona çoğulculuk katıyor fakat karar mekanizmasında değiller, karar alma durumunda değiller. Ayrıca Boşnak organizatörler daha amatör ve sade bir görüntüye taraftarlar, ademi-merkeziyetçi tavırdalar. Bu mevzunun unutulmamasını istiyorlar; bu onlar için yeterli. Konunun reklamını yapmıyorlar ama yine de çok başarılı oldu; dağcılar, izciler, trekkingciler arasında dahi isim yaptı. Dünyadan katılanlar çok farklı çevrelerden ama özellikle %80’i dini dayanışma duygusuyla gelenler diyebiliriz. Yugoslavya içinden özellikle Hırvatlardan ve Sırplardan katılıma ben denk gelmedim. Aslında iyi olurdu çünkü mesela toplu mezarda cesedi bulunup gömülenler arasında bir Hırvat da vardı. Boşnaklarla beraber ölmüş. Fakat katılım noktasında toplumsal psikoloji sebebiyle herhalde karşılıklı çekinceler korkular var. Gelmek isteyen belki çok cesaret edemeyip çekinebilir veya düzenleyenler ev sahipliği noktasında tutuk kalabilir. Bizim grubumuz 30-40 kişinin altına düşmedi 100’e yakın olduğumuz da  oldu. Bosna Türklerin çok yakın ve kendinden görebileceği bir yer; bu manada uluslararası katılım açısından en rahat edebilecek olanlar bizlerdik. Fakat tavır olarak biz buranın eski sahibiyiz gibi bir tavır olmaması lazım. Oradan, gittiğimiz yerden bir şeyler almalıyız, biz öğretiriz gibi bir tavır oradan öğrenmeyi, yeni şeyler görmeyi, kendini geliştirmeyi engeller.” Ayhan Biçici böyle diyor

Mars Mira yürüyüşünün başladığı yıl olan 2005 senesi Srebrenika anmaların yavaş yavaş küreselleştiği yılların başlangıcıdır. Avrupa’dan aktivistler yürüyüşe ve anmalara katılmaya başlar. Türkiye’den katılımlarda ise 2010-2015 dönemi en üst seviyenin yakalandığı dönemdir. 2010’larda ilkin İslami söylemli çevrelerden daha sonrasında Balkanlara ilgisini soydaşlık üzerinden kuran STK’lardan yükselen bir ilgi vardır. Şehir merkezli topluca katılımın bir örneği olarak Bursa örneğinde dağcılar ve sporcular, gazeteciler, televizyoncular, belediyeciler ve bürokratlar adeta bir şehir heyeti gibi gider:

“Savaşı yaşayanların ölüm yolu dedikleri yol güzergahında gerçekleştirilen barış yürüyüşüne Bursa’dan 40 gönüllü ile katıldık. Çoğunluğu Boşnak ve Türk olmak üzere 6 bini aşkın insan katliamı unutturmamak ve bir daha benzer katliamlar yaşanmasını önlemek, Boşnak Müslümanların kin değil barış peşinde olduklarını dünyaya duyurmak amacıyla yürüdü. Yürüyüşte organizasyon komitesi elbette her türlü altyapıyı düşünmüş, sağlık sorunu yaşayanlar için sağlık ekipleri, yolda kalabilecek olanlar için araçlar, ikramlar…Ama genç-yaşlı Boşnak köylülerin gösterdiği içtenlik, elindekini paylaşma dileği hepsinden farklı. İranlılar var, Uzakdoğulular var, Amerikalılar var, ben görmedim ama Sırp bile varmış”

Saffet Yılmaz

Türkiye’den Bosna’ya yüksek öğretim için gitmek 2000’li yıllarda yaygınlaşır ve giderek yüksek oranlara ulaşır. Mars Miranın başladığı 2005 yılı bu zaman dilimiyle kesişir ve böylelikle Bosna’da okuyan Türk öğrenciler de orada yer alır.

“Sonra bize bir grup Boşnağın savaş zamanında ölüm yürüyüşü diye anılan rotayı tersine yürüdüklerinden bahsettiler. Bosna’nın coğrafyasının zorlu şartları ve mesafe düşünülünce çok büyük bir özveri olduğunu anlaşmıştık. O zamanlar o yürüyüşün 13 yıl boyunca süreceğini sanırım onlar bile tahmin etmiyordu”

Şükran Meydan

Buradan anlaşılan nokta 2005’de sivil bir taban hareketi olarak başlayan hareket ilerleyen yıllarda Srebrenika davası konusunda çok önemli bir bileşen haline gelmiştir. Bosna Dayanışma Grubu kurucularından Süleyman Gündüz de şöyle bahsediyor:

“Lahey’de Srebrenika kararı görüşülürken, Srebrenika yürüyüşü de o yıllarda mahkeme sürecinde büyüdü. Diğer katliamlar soykırım davası olarak görüşülmezken Srebrenika görüşülür. Mars Mira’nın bu hukuki sürece dair bir kamuoyu oluşturma refleksi ile ortaya çıktığı düşünülebilir. Srebrenika’nın bir farkı da şudur: Boşnakların Srebrenika’yı merkeze alarak yeni bir hukuki dil inşa etmelerinin nedeni; Srebrenika’nın batı dünyasının da bir ayıbı olmasındandır. Çünkü Srebrenika güvenli bölge olarak ilan edilmiş ve Boşnaklara silah bırakma kabul ettirilmişti. Koruma yükümlülüğü Birleşmiş Milletler’e aitti. BM taahhütünü yerine getiremedi. Mars Mira dahil bu sivil hareketler bunu da hatırlatmak ve uluslararası hukuki mekanizmalara seslenmek içindir. Mars Mira savaşı hatırlattığı, andığı gibi savaşta alınan olumlu tutumların da bir yeniden üretimi olarak düşünülebilir. Savaş vardı ama dayanışma da vardı. Savaşta yaşananları dünyaya duyurma veya katliama uğrayanların yanında olma, maddi yardım-dayanışma hareketleri kurma benzeri hareketler STK’larca, entellektüellerce dil-din-ırk ayrıma yapmadan gerçekleştirildi. Savaş zamanı çok çeşitli destekler vardı. Mars Mira aynı o dayanışmaya bir çağrı gibidir. Yaşadık ve engelleyemedik dürtüsü batıdaki STK’larda, özellikle kadın gruplarında, insan hakları merkezli hareketlerde baskındır. Türkiye’nin, Türk insanının Bosna konusundaki pozisyonunun batı dünyasından farklı ve ileri boyutta olmasıysa doğaldır. Ortak tarih-din-kültür ve akrabalık ilişkileri vardır. Fakat Mars Mira yürüyüşündeki Türk katılımların daha evrensel bir dil tutturması iyi olacaktır. Konuya insanlık davası gibi yaklaşılırsa her ilerleyen senede farklı ırk dinlerin katkısını beklemek daha mümkün olabilir.”

Katılımcıların Marş Mira’nın en çok doğallığından ve gönüllülük esasından etkilendikleri açık. Yürüyüş bürokratik aygıtlarca icra edilen, dikte edilen resmi havada bir tören olsaydı bu derece başarılı olamayabilirdi. Ulus-aşırı katılımın olduğu bir sivil toplum hareketi olduğundan daha etkin bir sempati oluşturduğu şüphesiz. Mahkeme süreci sebebiyle çok farklı ülkeden insanlar -özellikle yeni kuşak gençler- olaydan haberdar olmuşlar. Marş Mira Uluslararası İlişkilerde insan hakları temelli sivil toplum hareketliliklerinin başarı sağlamasına bir örnek olarak değerlendirilebilir. Özellikle 2007 sonrası Srebrenika davasınının uluslararası ceza mahkemesinde görülme süreci kampanyanın da uluslararası planda görünürlüğünü arttırmış çok farklı ülkelerden çok çeşitli vizyonlardan insanlar Marş Mira yürüyüşüne katılmışlar. İlk yıllarda Avrupa merkezli katılımlar göze çarpmasına rağmen 2010’dan itibaren Türkiye kamuoyu da yoğun olarak haberdar olmuş ve yüksek oranlarda katılım göstermiş. Marş Mira; insan hakları merkezli hareketlerin uluslararası planda nasıl ve hangi şartlarda aktör olabileceğini de çok güzel bir örnek.

Srebrenika davasının Uluslararası toplum gündemine resmen girmiş olması, Lahey’de görülüyor olması Marş Mira’ya uluslararası manada bir eylem zemini sağlamıştır. Marş Mira kullandığı barışçı dille çekim alanını genişletmiş ve sesini duyurma imkanını çok başarılı şekilde değerlendirmiştir.

Yasin Şafak