Sevda. Aşkın hasreti ve azabı… Boşnaklar için ise “sevdah” kelime anlamının çok ötesinde… Bir hayat tarzı, yaşantılarının adeta yıllardır müzik yoluyla tutulan günlüğü. Çünkü sevdah müziği, yüzyıllar öncesinden bugüne, Boşnaklarla birlikte, ticarî yollardan, hanlar ve konaklardan, dost meclislerinden, şenliklerden geçerek gelmiş…

Sessiz, hassas, melankolik, tutkulu ancak aynı zamanda da neşeli, esprili, heyecan dolu…

Mantık ve tutkunun,  hazzın ve ıstırabın bir potada kaynatılmış hali sevdah sanatı, sevdalinka şarkıları… Ama aynı zamanda adeta Bosnalıların yüzyıllar boyunca tutulan sesli günlüğü…Hem de 500 yıldan daha eski, sayfaları sararmış bir günlük…

Sevdah sanatını kelimelere dökmek zor…Yıllar boyunca sevdalinka üzerine pek çok kitap yazılsa da hiç biri bu sanatın anlamını anlatmaya yetmedi.

 

‘Sevdah, babamın şarkı söylerken ağladığı andır’ demiş 10 yaşında bir çocuk… ve belki de “Sevdah ve Sevdalinka nedir’ sorusunun en basit, en masum, en samimi ve aynı zamanda en doğru cevabını da o vermiş.

Türkiye’den de onur plaketleri olan sevdah sanatçısı Salem Trebo ise, “sevdah mutlu sona ulaşamayan aşk demek… ve eğer mutsuz aşktan bahsediyorsak Bosna Hersek sevdah dolu…” demişti bana… Rahmetlinin bu sözlerini hiç unutmadım.

Sevdah sanatı  16. yüzyılda Bosna’da doğmuş olsa da zamanla tüm Balkanlara ve Doğu Avrupa’ya mal oldu. Sevdalinka şarkıları pek çok dile çevrildi. Çünkü anlattığı duygular evrenseldi.

Sevdah sanatı motiflerini başlangıçta Osmanlı döneminin günlük hayatından aldı. İlk sevdah sanatçılarının ilham kaynağı ilahiler ve ezandı. Ancak zaman içinde sevdah sanatı hem içerik hem de biçim olarak zenginleşti.

Kayıtlara geçen ilk sevdalinka Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşayan Maria ve Adil isimli iki Bosnalı gencin aşkını anlatıyor ve kayıt tarihi 1530.

Yüzyıllar önce insanlar yaşadıklarını sevdalinkalara döküyorlar ve aynı zamanda o sevdalinkaları yaşıyorlardı. İşte bu yüzden sevdah sanatı 16. yüzyıldan bugüne Bosna Hersek’in günlük yaşantısının adeta bir fotoğrafını çekiyor demek mümkün. Hem de idealize etmeden, bütün saflığıyla…

İşte bu yüzden ne zaman bir sevdalinka çalsa, o günün insanları yeniden diriliyor, o günün sokakları yeniden beliriyor. Sevdalinka melodileri, anlatımındaki sadelik ve güçle 500 yılı aşkın zamandır dinleyenleri büyüsü altına almaya devam ediyor.

Peki ne anlatıyor sevdalinkalar?

Sevdalinkaların konusu çoğunlukla genç aşıklar olsa da bunu genellemek mümkün değil… Sevdalinkaların kültürel atmosferi ve o günün yaşam mekanlarını da anlatıyor olması, bu sanatı yalnızca aşk şarkıları olmaktan daha da öteye taşıyor. Mahalleler, sokaklar, çeşmeler, bahçeler, pazar yerleri  tüm detaylarıyla 500 yıldır sevdalinka melodilerinin arasında saklanıyor.

Yine de sevdah sanatının kalbini, isminden de anlaşılabileceği gibi “aşk acısı” oluşturuyor.

İşte bir örnek…

“Yalnızlık çöktüğünde üzerime

Gözyaşları nehri ruhumu ele geçiriyor

İnsana ilk doğduğunda sorsanız

Böyle olmak ister mi?

Kalbim çok yorgun

Sevdah denen bu dertten onu azad edin”

Ancak sevdalinkaların konusu yalnızca sevda değil…Örneğin “Seni küçük İstanbul” isimli sevdalinka… Şarkıda sanatçı vezirin ağzından, Saraybosna’yı İmparatorlar şehri İstanbul’a bile tercih edeceğini anlatıyor.

“Padişah İstanbul’dan Saraybosna’daki vezirine haber yollar

“Vezirim neden Saraybosna’yı bırakıp yanıma gelmezsin?”

Vezir cevap verir;

“Padişahım köşebaşlarını , pencere pervazlarını,

kızları erkekleri, sazı müziği, Hacı Musa’yı Şerife Bacı’yı

Güzeller güzeli Şida’yı bırakıp nasıl gelirim?”

Peki bu 500 yıllık gelenek gelecek nesillere de aktarılabilecek mi, sevdah sanatı varlığını gelecekte de sürdürebilecek mi? Saraybosna’da geçirdiğim 4 yıl boyunca bu sorunun yanıtının “evet” olacağını görmemi sağlayan çok sayıda genç sanatçıyla tanışma fırsatım oldu. Divanhana gibi gencecik müzisyenlerden oluşan gruplar bana umut verdi.

Günümüzde asırlık sevdalinkalara yeni düzenlemeler yapılıyor, klipler çekiliyor. Ama artık yalnızca mazide kalan renkler de yok değil. Örneğin bağlama pek bilinmiyor. Elbette geleneği takip eden meraklı sanatçılar var ama günümüz sevdalinkalarında baskın ses akordeon.

TEPSİDE SEVDAH

Sevdah tarihinin izini sürerken karşılaştığım en ilginç gelenekse kuşkusuz tepsiyle sevdalinka söyleme geleneğiydi. Beni bu gelenekle tanıştıran  Etno-müzikoloji mezunu iki genç kadın oldu. Lamija Seper ve Mensura Bajraktarevic… Saraybosna’da, meşhur 18. Yüzyıldan kalma Boşnak evi Svrzina Kuca’da buluştuk. Yere, bir yer sofrasının iki yanına oturdular. Lamija büyük bir ustalıkla masada dik duran tepsiyi çevirmeye,  Mensura da tepsinin içine doğru eğilerek güzel sesiyle yüzlerce yıllık sevdalinkalara can vermeye başladı. Tepsi döndükçe odayı sevdalinka melodileri sardı. Yüzyıllarca önce genç kızlar, sazla çalınan sevdalinkalardan daha yumuşak, daha hassas sevdalinkaları böyle söylermiş.  Tabi ben dayanamayıp, “Neden tepsi?” diye sordum. Meğer tepsi dönerken sesi topluyor, ona kendi tınısını katıp tüm odaya yayıyormuş.Bu arada tepsiyi dik bir şekilde çevirmek başlı başına zor iş. Ben 5 saniyeden fazla beceremedim. Bir de içine eğilip şarkı söylemek, gerçekten hayranlık uyandırıcı. Bu performans türünde her sevdalinka, tepsinin serbest bırakılıp, masaya kapanmasını bekleyerek bitiriliyor… Dileğimiz masaya kapanan tepsinin o şekilde kalmaması, Lamija ve Mensura gibi genç müzisyenlerin katkılarıyla bu benzersiz geleneğin geleceğe de taşınması…

 

Gözde Şeker

Bu yazı Başka Dergi’nin 7. sayısında yayınlanmıştır.