Sevdalarını gönle kazımakla yitirmek arasında duran Mostar’ın delikanlıları, muhabbet besledikleri kızlara bu duygularını dile getirdiklerinde; Neretva’nın rengi gibi gözlere sahip kızlar şöyle cevap verirlerdi:

”Sen bir şarkı gibi eğildiğinde, seherlerin ve köprülerin yaralarını daha iyi tanırsın. Yarısı nehirde ama buluta bağlı sandalın kederinden gelecek zaman çekimli fiillere ait nadide duaları fısıldar dudakların. Gözlerin en kuytu karanlıkları aydınlatıyor ve öpebiliyorken usulca. Dağ susar. Yankılanır harman yerlerinin başak kokulu akşamları. Dokunacağın tetik erir. Bindiğin kısraklar çimenlere dokunmadan şaha kalkar. Kirazlar çiçek açtığında, silinir her basamağında nabzımın ardışık atışlarına kurduğun merdiven. Yalancı kışların ve cezve anılarının arefesinde bir köprü kurulur babam ile benim aramda. Ve ortasında sen… Bir köprü: suyun tanı dansa davet ettiği. Bir köprü: sevdasında haklı, sükûtunda kanatlı. Uçmağa karışır sen bir adım atmazsan eğer. Babam dahi böyle der bilesin: Yerde su, gökte bulut, senin adımında can bulur umut. Cesareti olmayanın sevda neyine gerek”

Nasıl başladığı bilinmese de böyle devam etti Mostar Köprüsü’nden Neretva’ya atlayan delikanlıların hikayeleri. Kimileri bahşiş için atlarken, kimileri de gönüllerine sığdıramadıkları sevdaları için bıraktılar kendilerini köprüden aşağıya.

Koca Seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde yolu Mostar’a düştüğünde kalenin ve şehrin özelliklerini anlattıktan sonra sıra köprüye gelir. Seyrine doyum olmadığını dile getirir ve gökkuşağı gibi gökyüzüne boy salıp bir kayadan diğer kayaya yapılan bu köprüyü, cennet benzeri Bağdat’ta bulunan tak-ı Kisra’ya benzetir. Yirmi yedi yıl durmadan seyahat ettiğini, on altı padişahlık yeri gezip yüzbinlerce esere baktığını dile getirdikten sonra gördüğü köprüleri bir bir sayar ve bu saydığı köprülerden seyretmeğe değer ve daha ibret verici, eşsiz ve benzersiz olanının ilk sıralarında Mostar Köprüsü’nün sayılacağını ifade etmekten de çekinmez.

Mostar Köprüsü’nden Neretva Nehri’ne atlayanların bahsini de ‘Der-vasf-ı cü’ret-i benî Âdem’ başlığında kaleme alır. Sözü artık Evliya Çelebi’ye vermek gerek:

Ademoğlunun cesaretini bildirir;

Bu yüksek boylu köprü böyle göklere doğru yüksekçe yapılmış iken bazı vezirler, beyler, ileri gelenler ve hekimler bu köprünün seyrine gelip anılan iki köşke otururlarken şehrin nice cüret sahibi çocukları köprü kenarında hazır durup vezirlerin huzurunda her bir çocuk “Ya Allah” deyip köprüden aşağı kendilerini bırakıp nehre atar ve kuş gibi uçar. Her bir çocuk birer sanat ile taklalar atarak kimi baş aşağı, kimisi bağdaş kurar ve kimisi ikişer üçer olup birbirlerini kucaklayıp aşağı suya atılırlar. Cenab-ı Allah saklayıp derhâl dışarı kenara çıkıp kayalardan yukarı tırmaşıp köprübaşına gelip vezir ve ileri gelenlerden bahşiş alırlar. Ama başka insanlar aşağı atlamak değil, aşağı bakmaya cesaret edemeyip ödü patlar. Zira bu köprünün boyu tâ aşağı suya kadar 87 kulaçtır. Ve Neretva Nehri’nin derinliği de 87 arşındır.

Neretva Nehri içinde hamam kubbesi gibi taşlar vardır ve gayet deli divane, taşkın ve coşkun akıp nice yerinde buruntu girdapları olup yıldırım gibi şakıyıp ve gök gürültüsü gibi gürleyip böyle bir deli suya kendini atmak cidden insan için büyük cesarettir. Önce alçak kayalardan atlayıp daha sonra yükseğinden atlaya atlaya alışıp köprüden aşağı atılırlar.

Bir cüret de bu şehrin sanat ehli çırakları hanelerinden ustalarının dükkânlarına yemek getirirken iki elinde yemek, başı üzerinde ekmek ve başka şeyler varken nice cesaret sahibi oğlanlar bu kadar ağır yüklerle köprü ortasında gitmeyip köprünün iki tarafında olan ensiz korkuluğu üzerinde çok hızlı şekilde seğirterek geçer çocukları var. Aklı olan adam bu köprünün kenarına varmaya korkar, ama ergin olmamış çocuklar köprünün korkulukları üzerinde seğirterek geçerler, garip ve acayip seyirliktir.

Bu büyük köprünün olduğu kayaların iki tarafı korkunç, iri, beyaz ve kızıl kayaların altları genellikle boştur ki nice yerleri çok derindir.

Mostar Köprüsü’nden atlayanların bahsini bu cümleleriyle ifade eder Evliya Çelebi. Seyahatname’deki Mostar bölümü, okuyanlara cesaret verse de atlamaya niyet edenler köprünün üzerine çıktıklarında aşksızlıktan atlamadıklarına dair bir hüsnü talil yaparak atlayışın cesaret değil aşk işi olduğunu belirtirler. Bize de tebessüm etmek düşer.


Bu yazı Başka Dergi’nin 5. sayısında yayınlanmıştır

Mehmet Esen