Çingeneler hakkında yaygın görüş; Hindistan kökenli oldukları ve şu an yaşadıkları yerlere çeşitli sebeplerle göç etmeleridir. Bugün dünya genelinde otuz kırk milyon civarı Çingenenin varlığından söz edilebiliyor. Büyük bir bölümü Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde irili ufaklı gruplar halinde yaşamakta. Entegrasyon, zorunlu göç, yabancı düşmanlığı, yok sayılma ve kültürel ötekileştirme, siyasal temsil ve katılım gibi çok önemli sorunları mevcut. Bu problemlerin temellerinde önyargılar ve karşılıklı iletişim kopukluklarının yer aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Geniş Balkan coğrafyasının hemen hemen tüm bölgelerine dağılmış bir vaziyette bulunan Çingeneler; Balkanların önemli bir gerçeği, önemli bir figürüdür. Makedonya’dan Bulgaristan’a Arnavutluk’tan Sırbistan’a yayılmışlardır. Hiçbir zaman büyük kitle oluşturamamış ama hep varlığını korumuş bu topluluk, genelde kendi oluşturdukları gettolarda yaşamlarını sürdürmektedir. Bazı bölgeler istisna olmak kaydıyla kendi kurdukları dünya içerisinde kendi kültürlerini bir şekilde korumakta ve yaşatmaktadırlar.

Özgün karakteristiği ile Balkan müziği, duyulduğunda hemen çağrışım yaparak kendini hatırlatır. Hareketli ritmi ve makam bolluğu açısından son derece zengindir. Müzik kültürü ile kimlik kavramının birbiriyle olan ilişkisi, bize müzik üzerinden bir kimlik değerlendirmesi imkanı sunar. Balkan müzik kültürü de tıpkı Balkan coğrafyası gibi hareketli, Balkanlar gibi içinde barındırdığı kültürel çeşitliliği ile zengindir. Birçok medeniyete, kültüre, etnik ve dini topluluğa ev sahipliği yapan Balkanların tarihi seyri içinde oluşturduğu bu zenginliği müzik kültüründe de görmek mümkündür.

Çingeneler denildiğinde ilk akla gelenler arasında müzik kültürü ve müzik ile kurdukları ilişki gelmektedir. Darbuka çalan çocuklar, anında ritim tutabilen kadınlar, enstrümanları ustaca kullanan adamlar hemen herkesin gözünde ilk canlanan sahnelerdir. Müzik ile kurdukları bu bağ adeta onları tanımlayan unsur olmuş, iyi günde kötü günde varlığı hiç unutulmayan bir kimlik ögesi haline gelmiştir. Dolayısyla Çingenelerle ilgili bir tanımlama yapılırken bu konu es geçilmez ve muhakkak güçlü bir atıf yapılır.

Çingeneleri Anlamak İçin: Gadjo Dilo

Çılgın Yabancı anlamına gelen Gadjo Dilo filmi Romanya Çingenelerini merkeze alan bir öykü. Annesi aslen Cezayir Çingenesi olan Tony Gatlif imzalı, yapıldığı dönemde epeyce ses getiren önemli bir yapım. Filmde kullanılan mekanlar ve kostümler özenle seçilmiş. Özellikle bahsedilmesi gereken en önemli husus ise filmin müzikleri. Ustaca kullanılan müzikler ile uzun yıllar etkisini koruyacak nitelikte bir kalite yakalanmış. Yine aynı şekilde danslarda da bu kaliteyi görmek mümkün.

Film, esasen bir yolculuk üzerine kurgulanmış. Bu hem gerçek bir yolculuk hem de mecazi bir yolculuk. Bu yolculuk, Çingenelerin yaşam tarzlarına vakıf olmayı, kültürel ve toplumsal hafızalarına ışık tutmayı, onları anlamaya çalışmanın ötesinde empati kurdurmayı da sağlıyor. Yolculuğun başrolü Stephane, babasından kalan kasetler içerisinde bulduğu bir kayıttaki büyüleyici sesi aramaya karar verir ve bunun için Fransa’dan Romanya’ya gelir. Geceyi geçireceği kasabada, oğlu polisler tarafından alıkoyulan bir baba ile yolu kesişir. Ona, Nora Luca isimli bir şarkıcıya ait olan ses kaydını dinletir. Sesin sahibini bulma vaadiyle yaşlı bir Çingene olan Isodor, Stephane’yi kendi köyüne götürür.

Dil sıkıntısı sebebi ile anlaşma problemi yaşayan genç adam köyden ayrılmayı düşünür. Burada tanıştığı, Fransızca bilen Sabina güzelliği ile dikkat çekicidir ve aslında konuşarak anlaşabileceği tek kişidir. İlk başlarda Isodor’un oyalaması ile burada kalır fakat Sabina’ya olan duyguları ve bu kültüre yakınlaşmanın heyecanı ile köyde kalır, böylece kendisi de Çingenelerin öyküsüne dahil olur. Bu dahil oluş ilk başta sancılı olsa da –buna köylülerin ona ‘yabancı’ ismini takmalarından anlayabliriz- daha sonra yerini hoş ilişkilere bırakır.

Filmde, tarihi acılarla dolu ve hafızalardan silinmeyen soykırımlar yaşayan Çingenelerin yaşadıkları ve yaşamakta oldukları, belgesel gerçekliğine yakın bir anlatım ile aktarılır. Bu acılara rağmen hayata tutunan, günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar kazanan; fakir, hüzünlü ve muhtaç ama bir o kadar da eğlenmesini bilen Çingenelerin, yalınlık ve karmaşıklık ile perçinlenmiş garip hayatları öyküyle iyi harmanlanılarak sunuluyor. Bir sahnede kabir ziyaretinde çalgı çalınması ve oynanması ile bu yalınlık ve karmaşıklığın tezahürü oldukça başarılı bir görsel arka plan ile aktarılmış. Bu kültürü giderek içselleştiren Stephan beğendiği müzikleri kayda almaya başlar, giderek onlardan biri olur. Filmin sonunda yaşanan travmatik hadisler sebebiyle bu kayıtları, elindeki ilk kayıtla birlikte toprağa gömer. Bu hareket, filmin döngüsü göz önünde bulundurularak farklı yorumlara ve birçok çıkarıma kapı aralamaktadır.

Romanya’da geçmesi hasebiyle Balkan imgesi her zaman aklımızın bir kenarında durmaktadır. Bu imgenin tazeliği; Çingenelerin müzik kültürü ile Balkan halklarının müzik kültürünün benzeşmelerini hatırlamamız ile de korunuyor. Bolca akardeon gördüğümüzden ötürü bu iki kültürün iç içe geçmişliği adeta bir vurgu olarak karşımıza çıkıyor. Zaten bir karşılaştırma yapıldığında Balkan Çingeneleri ile diğer Çingeneler arasında çok derin olmasa da bazı ayrışmalar mevcut. Müzik altyapısında bu tarz farklılığını görmek mümkün. Bu tarz farkının temelinde muhtemelen buradaki Çingenelerin Balkanlardaki köklü müzik formu ile etkileşime girmesi ve yeni bir kompozisyon oluşturması yatıyor. Gadjo Dilo, Çingene kültürüne projeksiyon tutarak bu topluluk hakkında genel bir okuma imkanı sunuyor ve bunun yanında Çingenelerin Balkanlar ile karmaşık ilişkilerini yeniden hatırlamamızı ve üzerine düşünmemizi sağlıyor. Güçlü hikayesi, özgün müzikleri, mekan ögeleri, sosyolojik altyapısı ve coğrafyaya dair ayrıntıları ile Gadjo Dilo izlenmesi gereken filmler listesine girmeyi hak ediyor.

Muhammed Murat Arslan