Hataları düzeltmek üzerine kurgulanmış 21. yüzyılda; zaten hepimiz, olay yerinden hızla uzaklaşan fakat yolda tanıdık bir elle tokalaşmak zorunda kalmış sanıklar değil miydik?

Kuralsız bir düzenin dergisinde dosya konusu Üsküp olunca, ister istemez akıllara Makedonyalı Kondovski’nin 1955 yılında tuval üzerine yağlı boya ile resmettiği “Ay Işığındaki Beyaz Çiçek” geliyor. Oysa çoğunluğun bilinen dünyasına yansıyan herhangi bir ay ışığında bir çiçeğin beyaz olması mümkün olamamaktadır, çünkü çoğunluğun bilinen dünyası hataları düzeltmek üzerine kurgulanmıştır. Bu yüzden, neresinden bakarsak bakalım; “Ay Işığındaki Beyaz Çiçek” bir azınlık olgusunu ifade etmektedir ve kusursuzluğa yakındır.

Dimitar Kondovski (1927-1993), portre ressamı ve grafik sanatçısı olmasının yanı sıra akademisyendi. Makedonya Bilim ve Sanat Akademisi’nin üyelerinden biriydi. 1927’de Makedonya’nın Pirlepe şehrinde doğmuştu. 1949’da Üsküp sanat lisesini bitirdi ve 1952’de Belgrad Güzel Sanatlar Akademisinden mezun oldu. Kondovski, savaş sonrası ilk dönem Makedon sanat camiasına öncülük etti ve “Bugün ve Şafak” hareketinin bir parçası olarak kendisinden önce gelen Dimitar Avramovski–Pandilov, Lazar Ličenoski, Nikola Martinoski ve Borko Lazeski ile Yugoslav-Makedon sanatının duayenlerinin arasında sayıldı.

Dimitar Kondovski

Bugün bu dergide, bu sayfada Dimitar Kondovski’yi akıllara getiren, derginin dosya konusundan veya Üsküp merkezli savaş sonrası Makedon sanatına öncülük etmesinden ziyade; 1955 yılında adeta paletten ve fırçadan fışkırırcasına hayat bulan “Ay Işığındaki Beyaz Çiçek” adlı eseri olmuştur. Kondovski’nin bu eseri; uzun zamandır zihin boşluklarında asılı kalmış olan Jared Diamond’un “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitabında yer alan Yali’nin o meşhur sorusuna bir cevap niteliği taşımaktadır. Yali “Neden siz beyazların bu kadar çok kargosu var, bunları Yeni Gine’ye neden getirdiniz ve biz siyahların kendi kargosu neden bu kadar az?” gibi yaşamla ölüm arasına sıkışık bir soru yönelttiğinde; bu sorunun ne antropoloji ile ne kaderle ne de şansla açıklanamayacağını biliyordu. Ortada bilimsel ya da bilimsel olmayan her hangi bir yöntemle açıklanamayan, kavramsal olarak adaletsizlik kavramına tekabül etmeyen bir başlangıcın yol açtığı bir tarih seyri vardı çünkü bizler inançlı insanlardık. Bu tarihsel süreç, sebep-sonuç ilişkisine beşeri yönden dayalı olarak toplumsal sınıfların ortaya çıkmasını ve keskin olgusal, iktisadi, sosyal ve siyasal sınırların ve karşıtlıkların homojen olarak ortaya çıkmasına sebep oldu. Fakat, 1955 yılında Kondovski ay ışığının altında beyaz bir çiçeği çizdiğinde, soyut-süprematist bir eserden ziyade, insanlık tarihinin; tüm detaylarından tüm bakış açılarına kadar, tüm olgularından sanat dalında renk algılamalarına kadar her şeyinin, birer tabu olduğu gerçeğini gözler önüne sermiş oldu.


Yeryüzünde bozgunculuk yapmış olan/yapan/yapacak olan insanoğlunun bu durumu temelde doğasından ziyade bu gezegene ait olmayan bir varlık olmasından kaynaklanıyor. Başka bir yerlerde yaratılmış ve sonradan -aslında ait olmadığı ve kendi yazısız kurallarının bulunduğu yerden bağımsız geliştiği ve harmonik olmadığı- bir dünyada kısıtlı bir sürede yaşıyor olmasından doğan varoluş sancısı insanı süresiz ve amansız bir “başka yer” veya “asıl olana dönüş” özlemine itiyor. İnsan iyi ve kötünün aynı potada sergilendiği sanatsal bir eser değildir. İnsan tezatların aynı anda tecelli bulduğu yaradılış harikasıdır. Mesela, Kondovski’nin sanatla iç içe Makedonya’sında, onun çalışmaları Makedonya’nın gösterişli ortaçağ sanatını yansıtır.

Dimitar Kondovski,
“Ay Işığındaki Beyaz Çiçek” 1955, 70x49 cm tuval üzerine yağlı boya

Öte yandan, Makedonya’da Sanat ve Grafik Hareketi’nin kurucularındandır. Resimlerinin yanı sıra 2 binden fazla ilüstürasyon çalışması ve operalar, bale gösterileri ve tiyatrolar için hazırlanmış 200’e yakın sahne tasarımı bulunmaktadır. Kondovski’nin sanat çalışmaları natürmort resimlerden, portrelerden, alışılmadık geometriyle çizilmiş soyut çalışmalardan ve dilimlenmiş eserlerden oluşmaktadır. Özellikle soyut çalışmalarında Maleviç’in avangart süprematist hareketinden izler görülürken, aynı zamanda çok fazla teknik kullanmadan ortaya çıkan bir geometri ve şekil aşkı ön plana çıkıyor. Bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki; bu derece estetik kaygılar gütmüş, bu denli duayen sanatçıları bağrında barındırmış, zarafet dolu sanat anlayışının yanında tarih sahnesindeki yerini birkaç defa küresel kırılmalara yol açacak olaylarla almış bir toplum; günümüzde toplumsal bunalımlara sahne olan, mülteci sorunu karşısında vahşet ve refah sorunu arasına sıkışmış olarak karşımıza çıkıyor. Makedonya’da yaradılış harikalarının bireysel tezatları elbette önce toplumsal kaygılara ve benliğe ve sonrada derin düşmanlıklara ve hiçliğe dönüşecekti.

İşte tam burada, tam olarak bu yüzden ve tam olarak şuan, tüm tahriklerin ve ikrahların, tüm kanıksamaların ve boş vermişliklerin arasında –mesela Aylan bebekle yaşamaya alışmış bir vaziyette- bir kez daha Dimitar Kondovski’nin “Ay Işığındaki Beyaz Çiçek” adlı eserine bakıp çıplaklığı algılamadan, önce kendi zihinlerimizde yıkılıyor adaletsizliğe, ötekileştirmeye ve toplumsal benliğe dair tüm tabularımız. Çünkü sadece beşerin tabular dünyasında her şey adaletsiz, sabit ve partizandır, ırkçı ve acizdir.
İnsan işte; ne yapsa aciz!

Öte taraftan hataları düzeltmek üzerine kurgulanmış 21. yüzyılda; zaten hepimiz, olay yerinden hızla uzaklaşan fakat yolda tanıdık bir elle tokalaşmak zorunda kalmış sanıklar değil miydik? Oysa kader daha tozpembe daha naif davranmalıydı, bir şeylere zorunda kalmışlık hissedenlere…

Kul ne yapsa; aciz işte!

Ali Recai Polat

Bu yazı Başka Dergisi’nin 3. sayısında yayınlanmıştır