Drina’ da Son Gün Faik Baysal’ın 1972 de yayımlanan romanıdır.  Kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Faik Baysal’ın ailesi  Romanya’dan göçerek Türkiye’ye gelmiştir. Bu roman  ise Yugoslavya’dan  Türkiye’ye göçmek zorunda kalan Yugoslavya iç savaşı sırasında Türkiye’ye göç etmeye çalışan bir aileyi anlatmaktadır.

Eser romanın da baş kahramanı olan  Rıza Selmanoviç’in anılarından yola çıkılarak yazılmış olduğundan belgesel bir savaş romanı şeklindedir.  1971 de 76 yaşında bulunan Rıza Selmanoviç, 1958 de Anavatana dönmüştür.  olaylar İkinci Dünya Savaşı yıllarında eski bir Türk ailesi olan Selmanoviçler’in çiftliğinde geçen gerçekte yaşanmış olaylara dayanmaktadır.  Romandaki olaylar Sırp ve Hırvatlarla Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar arasındaki iç savaşları anlatmaktadır.

 

 

Faik Baysal‘ın belgesel niteliğinde bir savaş romanı olan bu  romanın en önemli özelliği, ilk kez bir Türk yazarının yurt dışında geçen yaşanmış olayları, evrensel bir düzeyde anlatmasıdır.”

 

 

 

Baysal bu romanında  İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yugoslavya Türklerinin yaşadığı insanlık dramını farklı bir açıdan ele almış, tarihi gerçeklere bağlı kalarak, barışın önemini, insanların insanlara neler yapabileceğini savaşın neden olduğu yıkımları dramları işkenceleri, ayrıntılı bir şekilde ele almıştır.

Roman barışın önemini ve barışın sağlanması için önerdiği çözümler bakımından da  oldukça sıra dışı ve ilginç bir romandır.

Drina’da Son Gün, kitaplaşmadan Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilirken, 6-8 Aralık 1971’de de Nuri Özdemir’in romanın kahramanı Rıza Selmanoviç’le yaptığı bir röportaj yayımlanır. O röportajdan kısa bir bölüm, romanın gerçekçiliği üzerine bir bilgi verir:

‘’İkinci Dünya Savaşı sıralarıydı. Sırplar, Yugoslavya topraklarında yaşayan Türklere karşı şiddet hareketlerine girişmişler, kısa sürede iki milyona yakın Türk’ü insanlık dışı işkencelerle öldürüvermişlerdi. “Çetnikler” denilen Sırp çetelerini Mihailoviç yönetiyordu. Bastıkları Türk köylerini tümüyle yakıyor, bir tek canlı bırakmıyorlardı. Türkler ‘in kadın erkek, genç ihtiyar giriştikleri karşı mukavemetler ise büyük güçler karşısında eriyip gidiyordu. İşte Rıza Selmanoviç (şimdiki soyadı Yenerer) Sırplar tarafından Türklere karşı girişilen bu katliamın içinde yaşamış canlı bir tarih…13 yıl önce anavatana dönmüş ve Yenerer soyadını almıştır. ‘’

Faik Baysal ise macerasını kendi ağzından şöyle anlatıyor: “1942 yılıydı. Ailem Taşlıca’da otururdu. Bense adliyeye memur olarak girmiş ve Neveslin’e tayin olmuştum. İş yerimde çalışkanlığımla kendimi sevdirmiştim. Ancak o sıralarda Sırplar Türkler’e karşı katliama başlamışlar bu nedenle çeteler kurmuşlardı. Neveslin ise Türkler’in yoğun olduğu bir şehirdi. Her an bir çetnik baskını olabilirdi. Tahminler boşa çıkmamış, Mihailoviç’in yönettiği Çetnik grubu bir gece yarısı şehri kuşatmıştı. 28 gün korkulu saatler geçirdik. Hem çalışıyor, hem örgütleniyorduk. Mustafa Yugo adlı bir Türk tam 28 gün Çetnikleri oyalamayı başardı ve sonunda baskından beklediklerini bulamadan döndüler. Bu baskının atlatılmasından sonra izin hakkımı kullanıp Taşlıca’daki ailemi ziyaret etmek istedim. İzin talebimi kabul ettiler ve ben böylece hayatım boyunca unutamayacağım bir maceranın içine atıldım. Rıza Selmanoviç, ailesini ziyaret için gittiği yerde Çetnik’in adamı Pobduiç’e yakalanır. Onun yardımcısı intikam alma işini üstlenir. Gruptan uzaklaştıktan sonra da askerliği birlikte yaptıkları Steva olduğunu açıklar. Bu beklenmeyen rastlantı Rıza Selmanoviç’in hayatını kurtarır. Onun güvenli bir biçimde ulaşacağı yere kadar götürür. Daha sonra Rıza Selmanoviç, Foça’dan Çayinçe’ye varır. Oradan Drina Köprüsü’nü aşacak ve yuvasına, Taşlıca’ya varacaktır. Ancak Drina Köprüsü yeni bir engel, hem de büyük bir engel onun için. Çünkü köprünün bir yanında Alman askerleri, diğer yanında General Dangiç kumandasında Çetnikler, yani Sırp çeteleri.

Çayinçe’de beş-altı Türk rastlaşmışlar, hepsi de Taşlıca’dan dost. Hepsi de Taşlıca’ya gidecek. O geceyi otelde geçirmişler.

Selmanoviç bu yeni macerasına başlarken otel sözcüğünde duruyor. O sözcük ona hayatının büyük tesadüflerinden birini hatırlatıyor sanki. “Hepimiz bir odaya yerleşmiştik. Bir ara koridorda dolaşırken Taşlıca yargıcını eşi ile birlikte yanımızdaki odaya girerken gördüm. Arkadaşlarıma hiçbir şey sezdirmeden kulağımı yargıcın odasının kapısına dayadım. Birçok konuşmalar geçiyordu aralarında. Hepsini anlamak imkânsızdı. Ama bir cümle vardı konuşmalarında ki benim ve arkadaşlarımın hayatının kurtulmasına yardım etmiştir. Yargıç karısına ‘Acıyorum şu Türklere.’ Yanımızdaki odada yine birkaç tanesi ne olacaklarından habersiz yatıyor. Oysaki Çetnikler dışarda tedbir almışlar oteli basacaklar. Herhalde o zaman bize de onların parçalarını toplamak düşecek’ diyordu. Cümlenin tamamını dinleyemeden arkadaşlarımı sarsarak uyandırdım. Onlar da şaşırmış, bana inanmak bile istememişlerdi. Derhal sokağa fırladık. Kar lapa lapa yağıyordu. Çevremizdeki tepeciklerde Çetnikler ateş yakmış, ısınıyorlardı. Görünmememiz lazımdı. Karlar içine gömüldük, saatlerce yerde sürünerek yol aldık. Köprüyü geçmiş, geniş bir düzlüğe gelmiştik artık. Bu Taşlıca’ya da vardık demekti. Sadece 3-4 saatlik bir mesafe kalmıştı. Ancak hepimiz yorgunluktan bitkindik. İçimizden biri çevrede barınacak bir yer bulmamızı önerdi. Bir ayı ini bulduk ve sığındık sabaha kadar. Gün ışırken sesler işittik inin dışından. Bunlar Çetniklerdi. Etrafta canlı Türk arıyorlardı. Birden ayak izlerimiz geldi aklımıza, yakalanacağımıza kanaat getirdik. Ama yine şans bizden yana yürümüş, bütün gece yağan kar ayak izimizi örtmüştü. Bir süre daha bekledik. İnden çıktığımız zaman gördüğümüz manzara karşısında gözlerimizi yummak zorunluğunu duyduk. Etraf köyler alev alev yanıyor, kaçabilen Türkler kilometreyi bulan bir grup halinde Taşlıca’ya doğru koşuyorlardı. Biz de beklemeden onlara katildik ve koşmaya başladık.”

Baştan beri dile getirilmeye çalışılan bu maceraların tümü yaşanmış gerçek olaylar. Rıza Selmanoviç şimdiki adıyla Rıza Yenerer bunlar gibi bir katliamı kanlı yönlerini yansıtan çok maceralar yaşamış ama ne satırlara sığar, ne kitaplara. Yalnız Yenerer’in son bir sözü daha var:

‘’ Aman, diyor, unutmayın Çetniklerin yaptığını partizanlar yapmadılar, aksine onlara karşı tüm güçleriyle Türkleri korudular. İtalyanlar ise Türklere dost görünüp arkadan Çetniklerle bir oldular. İşte Türklere karşı girişilen katliamların birinden arta kalanlar bunlar..’’

 

 

  • [1] Şahamettin Kuzucular, Faik Baysal Hayatı ve Romancılığı, http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=663
  • [2] http://www.kitapozetleri.gen.tr/196-drinada-son-gun.html

 

Ahmet Furkan Demir