Balkanlar’da neredeyse her şehirde gördüğümüz bir ayrım vardır. Eski Şehir ve Yeni Şehir ayrımı. İstanbul’da da bu ayrım olsaydı Eski Şehir kısmının başkenti olacak olan Eminönü’nde geçti çocukluğum.  Eminönü hem tarihi bir yer hem de ekonominin kalbinin attığı yerdi. Türkiye’ye gelen yeni  ürünler ilk Eminönü piyasasından geçer daha sonra filtrelenerek İstanbulun diğer bölgelerine ve Anadolu’ya dağıtılırdı.

İşte bu zamanlarda dükkanımıza gelen babamın ahbaplarından biri kısa zamanda anten çanak işlerinin kalkacağını  TV izlemenin tek yolunun reciever(alıcı) denilen kutular vasıtası ile olacağını söylemişti. O gün babamla dükkanı kapadıktan sonra sandalla Karaköye geçtik ve aldık sihirli kutuyu. İşin teknik detaylarına fazla girmek istemiyorum bir şekilde kurduk aleti.

Benim de Rus kanalları ile tanışmam da hep bu reciever yüzünden oldu, İtalyan kanalları, Fransız kanalları, Japon kanalları ama en çok Rus kanalları.

Çerkes olmamız sebebi ile Rusya’ya giden özellikle Maykop’a ve Moskova’ya giden akrabalarımız vardı. Onların getirdikleri matruşkalarla oynardım. Bir keresinde Rus siyasetçilerden oluşan matruşkalar gelmişti. Bende çocuk aklı ile en büyük matruşkanın kime ait olduğunu merak etmiştim. En büyüğünün Gorbaçov olduğunu çünkü Gorbaçov’un Sovyetler Birliğini dağıttığını söylemişti Serkan abim. Ona göre Gorbaçov kendinden önceki herkesi yemişti dolayısıyla en büyük ve sonuncu matruşka onunkisiydi.

O günden sonra aklımda kalan 2 şey vardı; Gorbaçov ve Sovyetler Birliği. Daha sonra bu 2 şey yerini Doğu Bloğu, Demir Perde, Komünizm, Sosyalizm ve Soğuk Savaşa bıraktı. İşte bu yüzden Rus kanalları ilgimi çekiyordu. Henüz 90’larda olmamız sebebi ile komünizm etkisi devam ediyordu TV’lerde. Bana göre Komünizm soğuk bir şeydi. Babam komünizm için; 1+1 evlerde yaşayan uyuşturulmuş insanların sistemi diyordu. Bende onun gibi düşünüyordum. Rus kanallarında küçücük apartman daireleri, tek göz ocaklar, eski L koltuk ve Vodka şişeleri vardı. Dış sahnelerde ise soğuk parklar ve düzenli bahçeler…

Komünizm’i belki ülke olarak hiç bir zaman yaşamamıştık ama ben çocukluğumda kendi içimde yaşamıştım. Daha sonra büyüdük ve önce şeriattan sonra liberalizmden daha sonra demokrasiden falan bahsettik ama Komünizm her zaman içimdeydi.

 

Bosna hakkında komşularımın Boşnak olması sebebi ile ”eski Yugoslavya” olduğu bilgisi dışında hiç bir bilgiye sahip değildim. Tarih kitaplarında okuduğumuz Kosova muharebesi, Bosna’nın Fethi, Balkan Savaşları falan da o zaman için ezberlenmiş bilgilerden ibaretti. Kısaca Bosna benim için sadece Eski Yugoslavya’ydı ve ben Yugoslavya’nın da ne olduğu hakkında hiç bir bilgiye sahip değildim.



Saraybosna’da kalacağım yer daha önceden ayarlanmıştı, ev arkadaşım beni havaalanında karşıladıktan sonra oturacağımız eve doğru taksi ile yola çıktık. İlk fark ettiğim; etrafta uzunca soğuk binalar ve düzenli parkların olduğuydu. Hava yağmurluydu, tıpkı Rusya gibi. Radyodan gelen sesler Rus kanallarındaki seslerle örtüşüyordu. Kalın sesli bayan sanırım haber sunuyordu ve her an birini dövebilir gibi bir hava yaratmıştı bende. Bir an Saraybosna yerine Moskova’da olduğumu hissettim. Yolun ortasından geçen eski tramvayın üstünde Kiril alfabesi ile yazılmış reklamlar vardı. Evet sanırım ben Rusya’daydım.

 

Evim, ismi o zamanlar bana çok garip gelen Grbavica(gırbavitsa)’daydı. Uzunca binalar vardı ve bir nehir geçiyordu ortadan. Eskişehir’i anımsatmıştı bana, biraz sonra binada gördüğüm ”novi grad” yazısının anlamını benden daha tecrübeli olan ev arkadaşıma sordum, ”Yeni Şehir” dedi,  ben Eskişehir’e  benzetirken buranın ‘’Yeni Şehir’’ olduğunu öğrenmiştim.

Daha sonra eve çıktık, ev 1+1’di. Eşyalar oldukça eski, duvarlar soğuktu ve 80 model bir TV vardı evde. Mutfak’ta ise iki gözlü ocak ve küçük buzdolabında konserveler vardı. Evden ilk dışarı çıkışımda karşı daireden 4 kişilik bir ailenin çıktığını fark ettim. Daha sonraları o 4 kişilik ailenin de bizim gibi aynı büyüklükteki 1+1  bir evde kaldığını öğrenmiştim. Babamın bana Komünizm hakkında söylediği şeylerden birisi de sistemin insanları tembel yaptığı ile alakalıydı. İşler her zaman yavaş ilerler demişti bu sistemde. Bunu ilk defa ev sahibimizin bozuk olan kombiyi çok geç tamir ettirmesinden ve daha sonraları başvurduğumuz internetin 2 ay sonra gelmesinden anlamıştım.

Bir an fark edememiştim ama ben resmen Komünizmdeydim. Evet burası komünizmdi, ben orada yaşıyordum. Çocukluğumun sistemi ama Türkiye’de hiç bir zaman içinde bulunmadığımız ve bulunamayacağımız sistem. Ben oradaydım. Orada yaşıyordum. Orada tramvay kontrolcüsünden kaçıyor, orada acıkınca 1 mark’lık böreklerden yiyordum. Orada maçları bedava izliyor, orada ucuz etkinliklerden faydalanıyordum.

 

Evet duvarlar buz gibiydi, binalar ürperticiydi, hava da çok soğuktu ama elimdeki plastik çöpleri yanlış konteynıra attığımda uyarılıyordum ve bu benim hoşuma gidiyordu. Sistem yavaş ilerliyor olabilirdi ama bir disiplini vardı. Bizde şehrin yeni diye adlandırılan kısımları kullanışsız boş arazilere dikilen ucube bina ve sitelerden ibaretken burada bir sembolü temsil ediyordu.

Bazen yolun boş olmasına rağmen kırmızı ışık yandığı için bekleyen insanlar görürdüm. İlk başlarda umursamazdım ama zamanla bende onlar gibi oldum ve bekledim, onların acelesi yoktu, benim vardı, yine de bekledim.

Yugo-Nostaljikleri hiç bir zaman sevmedim, geçmişle yaşanamayacağına inananlardanım. Fakat onu sevmemek yaşamamak manasına gelmezdi. İnsanlar Yugoslavya’ya hasretken ben zaten onu yaşıyordum.  Sovyetler Birliği çökmüştü, Demir Perde kalkmıştı, Yugoslavya dağılmıştı ama ben şu an Komünizmdeydim işte!

 

Novi Grad bana çocukluğumda çok merak ettiğim o sistemi gençlik yıllarımda yaşamamı sağladı. O yüzdendir ki Saraybosna’nın Novi Grad’ı bana İgmandan daha çok şey katmıştır, Novi Grad bana sebilden daha çok şey ifade etmiştir. Novi Grad Mostar köprüsünü Mimar Sinanın yaptığını aktaran rehberler tarafından çok şükür ki bilinmez. Novi Grad Vrelo Bosna gibi tüketilmemiştir henüz. Bir Novi Grad edebiyatı yoktur. Novi Grad’ın duvarlarında şiir sokakta yazmaz, Novi Grad’ın sokaklarında Türkçe küfürler duyulmaz, Novi Grad adı gibi gençtir hala, geçmişini mumla arar belki ama yaşlanmamıştır henüz. Her şeyden öte Novi Grad Saraybosnanın ruhudur, şehrin gerçek insanı orada yaşar.

Ama bunu nereden bilsin şehrin insanı?

 

Enes Güler

Bu yazı Baška Dergisinin 1. sayısında yayınlanmıştır.