Uzun bir süre Zagreb’te yaşadınız. Sonrasında Bosna’ya taşındınız ve Saraybosna’da yaşıyorsunuz. Genel bir sorudan başlayalım söyleşiye. Bildiğiniz gibi; Baška, Balkan şehirleri dosyalarıyla çıkıyor. Saraybosna’yla kıyaslarsanız, Zagreb nasıl bir şehirdir sizin için?

Zagreb’te doğdum ve eğitim hayatım orada geçti. Yaşamımın otuz yılını Zagreb’te sürdürdüm. İnsan doğduğu, büyüdüğü şehri nasıl sevmez? Bu ancak kalpsiz bir insan için geçerli olabilir. Yaşamımın geri kalan kısmını Saraybosna’da geçirmeye karar verdim. Ailem Bosna kökenli olduğundan, daha önceleri gelip yerleşmeyi düşündümse de, Bosna’da aileden geriye kalan hiçbir şeyin olmaması beni geri döndürdü Zagreb’e. Ne yazık ki, ailemin geride bıraktığı evler ya yıkılmış ya da satılmıştı. Ama Bosna’yı ve insanlarını sevdiğim için geldim. Neticede yaşayanı olmayan bir ev, boş dört duvardan başka bir şey değildir.

İlk başlarda, yalan yok Zagreb’i özlemiştim. Proust vari bazı duygular içimi sarıyordu, ama ne yazık ki burnuma gelen koku Madeleine’in kokulu kurabiyeleri değildi. Saraybosna’nın Miljacka nehri boyunca yürürken birden nehrin kokusuyla kanalizasyon kokusu karışık bir koku duydum. Tuhaf bir şekilde bir an çocukluğumu ve Zagreb’in Sava nehrini anımsadım, o an özlemle karışık nostalji duygusu içime doldu.

Saraybosna’ya idealist bir bakış açısıyla baktığımı söylemeliyim, çünkü Hac zamanı geldiğinde, hajirli* insanlarla buluşmaların olduğu yere dönüşürdü camiler. Hayat gerçekten başka bir şey. Nerede olursa olsun, her zaman dert tasa oluyor, o yüzden bir ara vermem gerekiyordu. Sonra, Zagreb’e gittim ama işte Bosna’yı ve Saraybosna’yı özlemiştim. Bir gün rüyamda, Zagreb Meydanında (Bana Jelacica) bir rüzgar esiyor ve kafamdaki fesi uçuruyordu. Şehrin merkezinde fesin peşinde koşuyor ve onu hiç yakalayamıyordum. Maalesef  Hrvatistan’daki Boşnaklar çok kez bu fesi (milli ve dini bir özellik açısından) yakalarken, onu elinde tutamıyorlar. İşte bu yüzden, kızım Saraybosna’da doğduğu zaman, duygusal olarak parçalanmıştım. Köklerimi bırakıp, atalarımın ülkesine, Bosna’ya döndüğümü hissettim bu yüzden. O zamana kadar, maneviyat ve gelenek için keşfedilen ihtiyaçlarım açısından duygusal olarak baştan çıkarıcı, gizemli, o uzaktan sevdiğim bayanlara benziyordu Bosna benim için. Küçük Sarajka* doğduğunda, aynı rüyamdaki gibi Bosna’yı bir anne gibi hissettim.

 

1979 Zagreb, Hırvatistan doğumlu olan Filip Mürsel Begoviç, Zagreb Üniversitesi, Felsefe Fakültesi Hırvatça ve Doğu Slav Dilleri bölümü mezunudur. Bosna-Hersek’te haftalık olarak çıkan Stav dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapmakta olan Begoviç’in, Bosna ve Hırvat gazetelerinde yayınlanan pek çok köşe yazısı, söyleşi, edebiyat eleştisi ve makaleleri bulunmaktadır. Boşnaklar ve Müslümanların geleneksel ve kültürel sıkıntıları, Avrupa’daki kültürel farklılıklar ve Batı’daki azınlıkların durumu ile alakalı dikkat çekici çalışmaları mevcuttur. Orient Espresso isimli tiyatro okulunda yönetmenlik ve oyun yazarlığı yapan Begoviç, Zagreb’de bulunduğu süreçte ise Behar Dergisi’nin yardımcı yayın yönetmenliğini yapmıştır. Yeni dönem Boşnak Şiiri hakkında iki adet kitabı yayınlanan yazar, bunun dışında onlarca kitabın editörlüğünü yapmış ve yayına hazırlamıştır.

Zagreb’i bölgenin özgün bir şehri olarak değerlendirebilir miyiz?

Kesinlikle… Kültürel kodlarına bakacak olursak, Ljubljana’dan farksız değildir. Her ikisi de güzel şehirlerdir. Mimarlık ve kültür açısından Avrupa’daki merkezi bir ortama hâkim iki şehir de. Ama Saraybosna’nın başka bir yönü, Doğululuğu, var. Bu yüzden Saraybosna’nın her açıdan daha ilginç bir yer olduğunu söyleyebilirim. Ve Belgrad, Sırpların Osmanlı mirasını tamamen yok ettiği şehir. Bu estetik değerler onların zevklerine fazla kaçıyordu tabi…

Zagreb’i Hırvatistan’ın en çekici şehri olarak görebilir miyiz? Hırvatistan hakkında konuşurken, önce hangi şehir akla geliyor? Dubrovnik öne geçiyor olabilir mi?

Zagreb başkent, haliyle diğer şehirlere göre insanlara daha fazla şey sunabiliyor. Bu yönüyle hem cazip hem de çekici evet. Ama bir turistin açısından Dubrovnik bazen çok daha cezbedici olabilir. Ayrıca, Hırvatistan’ın bütün sahil kesimi, temiz deniziyle, muhteşem doğasıyla, Akdeniz havasıyla ve zengin kültürüyle, turistler için çok ilgi çekici bir yer.

Hırvatistan nereye koyuyorsunuz? Sizce bir Avrupa ülkesi mi? Bir dönüşümden söz edebilir mi? Kısaca Hırvatistan hala bir Balkan ülkesi midir?

 

Hırvatistan Güneydoğu Avrupa’nın bir parçası, Hırvatlar da Avrupalı ​​insanlar. Aynı Bosna Hersek ve Boşnakların olduğu gibi… Aradaki fark Hırvatistan’ın Avrupa Birliğini bir parçası olması ve Katolik olması, Bosna’nın ise AB üyesi olmaması ve Boşnakların müslüman olması. Bu sebeple kötü niyetli insanlar kimliksiz millet yakıştırması yapıyorlar, Türkler aracılığıyla İslama girmiş aslen Hırvat ve Sırplarmış gibi.

Balkanlar coğrafi bir terimdir ve Hırvatistan da buna dahildir. Aslında, Hırvatlar Balkanların bir parçası olmadığını ve bu kelimenin birincil coğrafi anlamı aştığını ve “doğudaki kabilelere ve vahşi ve kanlı geleneklere” dayanan bir şey haline geldiğini düşünüyor. Bu kötü niyetli Balkan ismi altından bir Hırvat’ın çıkıp, Balkan kelimesinin Türkçe olduğunu ima etmesine bile şaşırmayın. Türklere ve Osmanlı dönemine karşı varolan önyargılar, tarihsel gerçeklerin bitirilmesi ve tahrif edilmesi sebebiyle korkutucu seviyededir. Ve bu sadece Hırvatistan’da olan bir şey değil. Bu önyargıların kurbanları Boşnaklardı. Sırplar Türk dönemin intikamını almaya çalıştılar.

‘Balkanlar’ tanımlası çok tartışmalı bir konudur. Tarihte farklı isimlerle de anılmış. Siz ‘Balkanlar’ tanımlamasına nasıl bakıyorsunuz?

Hırvatlar için, Balkanlar ideal olarak Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova ve Karadağ tarafından temsil edilmektedir. Ancak Ljubljana’ya gidersen, Slovenler bu listeye Balkanlarla anılmaktan rahatsız olan Hırvatlar’ı eklemekte beis görmezler mesela. Balkan halklarının ve mitlerinin kendilerini düşünüyor olması, gerçekten eğlendirici ve ilginçtir. Genellikle hoşlanmadıkları bir şeydir ‘Balkan’ diye adlandırılmak, bu nedenle coğrafi bir terim olarak bile içinde olmak istemezler. Aslında asıl problem Balkanlar’dan gelen Güney Slav Uluslarının -Bulgaristan hariç- devleti olan eski Yugoslavya’nın dağılması. Hiç şüphesiz Sırbistan tarafından tasarlanmış ve esinlenen savaşlarda dağılmıştı. Peki buna tartışılmaz olan bazı ortak alanlara nasıl hitap ediyorsunuz? “Balkanlar” olarak adlandırılmak istemiyorlar – Balkanlaşma (balkanization) sözcüğü İngilizcede parçalanmakla eş anlamlıdır – “Eski Yugoslavya” olarak adlandırılmak istemiyor, çünkü parçalanan bir şeyi çağrıştırıyor. O zaman bölgenin ülkesi diyeceğiz. Bunların hepsi inatçıdır. Ben de bir inatçı bir Boşnak olarak ulusal listesinin editörüyüm. Yazarlarımız Bosna Hersek çevresi için ”bölgenin ülkesi” olarak yazdıklarında düzeltiyorum. Bence bu hakka sahibiz, çünkü bu “Hayalî Balkanlar” ın geri kalanına ya da sözde Bölgeler’e baktığımız açı budur.

Balkanlarda kültürel iktidar kimin elinde? En büyük yayıncı hangi ülkede? En çok ödüllü filmleri kim çekiyor? Kimin haber kanalları, gazeteleri daha etkin eski Yugoslavya’da?

Kültürel iktidarı Hırvatistan ve Sırbistan elinde tutuyor. Daha iyi bir okuma kültürünün kimde olduğunu ölçmek zor. En fazla kitap basın yayıncıların Sırbistan olduğu kesin. Çünkü Sırbistan’ın nüfusu iki kat daha fazla. İlginç bulduğum şey, Slovenlerin kültüre bu denli yatırım yapmaları gerektiğine inanmış olmaları. Uzun bir süredir kültüre yatırım yapıyorlar ve o küçük ülkenin çok kısa zamanda tanınmasını sağladılar. Küçük uluslar olduğumuz söylenir. Bunu benimsemenin arızalı olduğu fikrindeyim. Çünkü bu aşağılık duygusuna götürüyor bir yerden sonra. Küçük ülkeler değil, nüfusü, sayısı az ülkeler olduğumuzu düşünüyorum. Ama küçük ülke deyince, bu küçük ülkenin küçük kültürü olmasına götürüyor ki bu yanlış bir tanımlama. Çünkü hiç bir ülke hiç bir millet küçüklüğü kendine yediremez. Gelişmiş bir ekonominiz, güçlü bir ordunuz, istikrarlı bir dış politikanız yoksa, gerçekten kültür ve eğitime yatırım yapmanız gerekir. Çünkü ülkenizi bu şekilde dünyaya kabul ettirebiliyorsunuz. Bunu anlayan her ülke, modern pazarlama ve tanıtım yollarını seçiyor ve kendi çıkarlarına uyuyorsa kendisini başkalarına dayatma fırsatını yakalıyor. Balkan ülkeleri bu sebepten birbirlerine kendi kültürleri empoze etmeye çalışıyorlar. Bizim (Bosna) televizyonlarında hep Sırbistan ve Hırvatistan var. Ayrıca, iki bölgesel kanal daha var, bunları birisi Al Jazeera Balkans diğeri ise ona rakip olan çıkan N1. Meyda meselesine gelince, bölgesel anlamda yaşanan sorun eski Yugoslavya’daki duyguları yani ”Yugonostaljiyi” kullanarak bölgesel bir işbirliğine gitmeye çalışmak. Böyle bir hataya düşen meydayla, iyi bir yere varılamaz.

Zagreb’in Yugoslavya döneminde ve sonrasında en entelektüel şehirlerden birisi olduğu söylenir. Gerçekten öyle midir? Tarihte ve günümüzde, sizce bölgedeki sanat ve edebiyatın merkezi neresidir?

Belgrad ve Zagreb o zamandan bu yana iki ana merkezdi. Belgrad, Yugoslavya’nın başkenti ve bu sebepten hakim olanın Belgrad olması gerekir. Zagreb, günümüzde Avrupa Birliği’nin bir parçası. AB fonlarının sunduğu şeylerle, kültürel zenginleşmenin ve değişimin teşviki yoluyla bu konuda önde olma fırsatına sahip. Maalesef, Hırvat kültür politikasının bu yönde olmadığını görüyoruz. Ama hiçbir zaman hiç kimsenin kültürel zenginlik anlamında Saraybosna kadar imkanı olmayacak. Tabii Saraybosna’ya kendini tanıtma şansı tanınırsa…

Ne zaman ki bunu anlarız o zaman Saraybosna kendini öne çıkarma fırsatı yakalar. Nasıl ki, Doğu ve Batı’nın buluşma şehri olan İstanbul Doğu ve Batı’yı fiziksel olarak birbirine bağlıyorsa, Saraybosna da  bunun manevi kolunu üstleniyor. Avrupa’daki en doğu şehirdir Saraybosna. Manevi olarak Doğunun en batı ucudur. Bu yüzden güzel ve ilham verici kültürel imkanların yer aldığı bir planet diyebiliriz ona.

30 Mart’ta Saraybosna’da Ortak Bir Dil Bildirgesi imzalandı. Balkan ülkelerinde konuşulan tüm dillerde eskiden Sırpça-Hırvatça-Boşnakça- Karadağca konuşanların aynı kabul edilmesi gerektiği belirtildi. Tam olarak mesele neydi? 

Dilbilimci Snježana Kordić, ortak bir dil olan Sırça-Hrvatça (Yugoslavya döneminde ) dili üzerine olan tezini hiç bir zaman inkar etmedi. Sadece yaklaşımını ve taktiklerini değiştirdi.

Bu nedenle şüphesiz ki şu anda bunun böyle olmadığını iddia etmekle birlikte, Kordic’in ortak dili çağırdığı şey aslında, Sırpça-Hırvatçadır. Bununla birlikte, imza atanlar yeni bir ekol  ya da çok merkezli çağrı girişiminde bulunduğunu övüyorlardı. Amacına Hırvatistan ve Sırbistan’da ulaşamadığından, Saraybosna’da fikirlerini destekleyen bir yardım grubu oluşturdu -ki bunlar bildirgeye imza atanlardandı- Öfkeli Ranko Bugarski’nin yanısıra, bu grupta belli başlı kurum ve kuruluşlardan gelen tek bir dil bilimci yoktu.

Dört hedef ülke de (Bosna Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Karadağ) dil sorunları ile ilgileniyor. İmzacılardan bazıları, “Ortak çok merkezli bir standart dilin; her dili konuşanın kendisinin istediği gibi isim verme imkânı bıraktığı” iddiasında olduğuna inanan, akıllıca tasvir edilen bildirim metniyle aldatıldı.

Buna ek olarak, medyada yapılan açıklamalara göre, bu bildirinin sadece makul her şey için tanınmış ve kabul edilebilir şeyleri onaylamak istediği gibi çok yuvarlak ifadeler var. Ki bunlar zaten bildiğimiz şeyler, şiddetle ayrılmak taraftarı olmadık hiç. Yani, hoşgörülü bir Saraybosna onlar için en kolay başlangıç bölgesiydi. Çünkü bu ülkedeki hiç kimse onları tencere ile vurmaz. Başka bir deyişle, bildirgenin ideologları bu ortak dil hikayesinin, sadece Boşnaklar üzerinden tututacağını çok iyi biliyorlar, Çünkü Bosna hali hazırda en temel haklardan birisi olan kendi dilinin tanınması ve Bosnaca olarak isimlendirmenin mücadelesini veriyor.

Uzun yıllar, Zagreb’te Behar Dergisinde çalıştınız. Behar Dergisi, bölgedeki uzun soluklu Boşnak dergisiydi. Maalesef artık yayımlanmıyor. Bu karar nasıl alındı ve neden alındı?

Behar olarak bilinen dergi yayımlanmaya -yılda 6 sayıdan 3 sayıya, 120 sayfadan 30 sayfaya düştü- devam ediyor. Fakat artık Boşnakların kimliğinin bir parçası olarak, İslam’dan sapmayan bir gelenek ve modernitenin bir karışımını destekleyen tam anlamıyla ”Boşnak” dergisi değil. Geçmişte Behar, Saraybosna’da bulanan, Bosna Hersek’teki 115 yıllık bir geleneğe sahip ulusal bir dergiydi ve bugün, Belgrad’da yayınlanan bir Hırvat gazetesi. Korkunç, çünkü bu da yaşandı. Behar, Boşnak listesinden bir Hırvat gazetesine dönüştü. Aynı sıkıntı yüz yıl sonra yine yaşandı. Zira herhalde meydan okuyan insanlar tarafından yazılmış, bir taraftan deli, milli Hırvatistan, diğer yandan Belgrad’da sol görüşlü insanlar kalıyor. Tam da söylediğimiz şey, medyanın korkunç şeyi yapmaması gerektiğini söylediğimiz şey; ”bölgesel lapa”. Bu, ulusal dergilerin, kafa karışıklığı olan insanlar tarafından ele geçirildiğinde olan bir şeydir.  Aslında, Hırvat siyasetinin böyle bir dergiyi kapatması gerekiyordu, bu yüzden tüm sorun, Behar’ı yayınlayan birlik, yalnızca Müslümanları Boşnaklarla Müslüman isimlerle ilişkilendiren Hırvat ulusal partilerinin eylemcileri tarafından ele geçirildiğinde başladı ve bundan başka bir şey değil. Ancak Behar 1911’de Yeni Behar olarak doğmuştu. Umutsuzluğa gerek yok. 2016’da Zagreb’e gitti ve eğer nasipse yakında Saraybosna’da doğacak. Çünkü, Boşnakların kendi ulusal kültürünün ürünü olan bir derginin olmamasını kabullenmeyeceğiz. Sadece şimdilik yok. Bu kabul edilemez ve maalesef kendimizle ilgili çok konuşuyoruz.

Genel olarak edebiyat, kültür ve sanat dergilerinin Hırvatistan’da ve Balkanlardaki durumu nasıl?

 

Bir önceki soruya ilave yaparak cevap vereyim. Benim ve bir çok kimsenin çektiği sıkıntı şudur: Nasıl Hırvatların her şehrinde kendi kültürlerine dair en az bir dergileri olur da, biz Boşnakların birden fazla dergisi olmaz? Bosna-Hersek’te Boşnakların  kendi kültür dergileri nasıl olmaz? Ve Hırvatistan’daki Boşnakların neden az sayıda dergileri var?

Hırvatlar (ve Sırplar) tüm literatürlerini topladıktan sonra, yağmur, ağaç, deniz edebiyatına geçtiler. Biz Boşnaklar, hala daha bir milleti millet yapan eserleri,  antolojileri ve temel kitaplarımızı oluşturamadık. Edebiyat tarihimiz yok, Bosnalı bir geçmişimiz yok, Boşnakça bir ansiklopedimiz yok. Çok çalışanlar var, bunlar özverili insanlar evet. Ancak ulusal projelerin, ulusal sistemin desteği olmadan bunlar mümkün olacak şeyler değil. Yani bu bize kalmış. Türkiye’deki kültür meslektaşlarıma bunları uzun uzun anlattığımda başları dönüyor ve hep sonrasında yardım etmeyi teklif ediyorlar. Sonra kendimiz yapamayacaksak, o zaman bu kitaplarımız olmasın daha iyi, onları hak etmedik diyorum….

 

 

 

 

*hajirli: Türkçedeki manası ile aynı şekilde hayırlı anlamındadır.

**sarajka Saraybosnalı kız demektir