“Kırık İlişkiler Müzesi” Kafamı kaldırdığımda gördüğüm tabela bu. Dilini bilmediğim bir ülkenin hakkında fikir sahibi olmadığım sokaklarında kendi çapımda keşif peşindeyim. Otel resepsiyonunda çalışanlardan sokaktaki gördüğüm insanlara dek rastgele seçilmiş bir popülasyona sora sora ilerleyip şehrin merkezini bulduktan sonra sezgilerimden aldığım yetkiye dayanarak sağa sola sapıp duruyorum. Nedense binalar ilgimi çekiyor fazlasıyla, hiç anlamasam da mimariyi dikkatle inceliyorum.
     

Derken o İngilizce yazılmış tabelayı görüyor ve olduğum yerde çakılıp kalıyorum. “İsmini yanlış mı yorumladım, acaba?” diye düşünmeden de edemiyorum. Kafamdaki bir tarafı İngilizce-Türkçe, arka sayfaları ise Türkçe-İngilizce olan sözlüğe danışıyorum. “Museum of Broken Relationships” , Bozuk İlişkiler Müzesi anlamına da gelebilir mi ki? Yoksa başta düşündüğüm gibi kırık mı demek o “Broken”?
     

 Bu dilbilgisi sorusunun yanıtını almanın tek bir yolu var; içeri dalıyorum. Hırvatça “Hoş geldiniz” ya da “Merhaba” diyor olmalı kasadaki kadın. Bütün kuralları ezbere bildiğim halde nedense iş konuşmaya gelince dilimde aşınarak yarım yamalak hale dönüşen İngilizcemle giriş bileti almak istediğimi ifade ediyorum. 25 kuna ödeyerek ufacık oda gibi görünen salondan sergiye adım atıyorum.
     

Büyücek bir oyuncak araba, biri kırmızı öteki krem renkli iki farklı numarada stiletto, soğuk gri tonlarında ve genişliğine bakılırsa bir erkeğe ait sweatshirt, bir de Bob Dylan imzalı Tarantula kitabına dalgın dalgın göz gezdiriyorum. Sıraladığım bu farklı objelerin her biri gitgide ayrışmış ve nihayetinde de ayrılmış veyahut boşanmış çiftlere ait. Sergilenenlerin sağında, solunda veya üzerinde kare boyutlu kağıtlara yazılı olan hikayeleri okuyorum.    Anladığım kadarıyla ayrılık sonrası birinci evrede; yani halen yıkım sürerken göz önünde durdukça daha çok acıtan, kanatan eşyalar gönderiliyor bu müzeye. Ayrılık yaralarının kabuk bağlamaya yüz tuttuğu aşamaya hızlı geçişi sağlamak üzere gerçekleştirilen bir nevi modern merhem ya da meditasyon yöntemi besbelli. Belki de alternatif tıbbın yetmediği noktada imdada yetişen kendini sanatsal şekilde ifade etme kaygısı…
     

Müzenin çarpıcı tabelasının tercümesini ilk başta doğru yaptığıma kanaat getiriyorum. Burası kesinkes Kırık İlişkilerin Müzesi… Zihnimin müzik çaları o esnada isim benzerliğinin çağrıştırmasından olsa gerek Candan Erçetin’in “Kırık Kalpler Durağı” şarkısını yerleştiriyor. Belli belirsiz mırıldanıyorum “Sözleşmeden buluşuverir kırık kalpler, anlatılmaz ama oradadır bütün dertler…”
    

 Kendimce yorum ve çıkarsamalar yaparak bir yandan da hayali biçimde şarkı dinleyerek koridorun devamına doğru ilerliyorum. Hiç şüphesiz tüm anılar kırılsa dahi çok değerli diye düşünüyorum. Çünkü insan ilişkilerine ilişkin hikayelerin her bir kelimesi bile biricik. Sırçadan dokunulmuş kalpleri tuzla buz eden objelerin küçücük bir müze alanında sergilenmesi ve ziyaretçilerin yüzüne adeta mahzunca bakması içimi acıtıyor.
     

Sergi alanının son dönemecinde kutu gibi bir odada buluyorum kendimi. Burada da duvarda asılı; çok değil yirmi küsur yıl önce yaşanmış dolayısıyla yaraları halen çok taze savaş yıllarına ait üç beş mektup ve de muhtemelen aşkın başlangıç evresinde yazılmış ve koyu pembe ruj izli öpücük bırakılmış bir nota rastlıyorum.
     

Dip köşede de beyaz renkte, ortalama bir insanın boyundan birazcık yüksek, tavandan ise oldukça alçak bir alçı duvarla ayrılmış sekme dikkatimi çekiyor. Alçıdan duvarın üzerinde gene iki dilde yazı var ve ben üstteki İngilizce versiyonunu içine yorumumu katarak anlıyorum. İtiraf yeri, günah çıkarma noktası anlamına filan geliyor olmalı… Yabancı filmlerdeki kilisede günah çıkarma sahnelerinde günahkar ile rahip arasında geçen diyaloglar akıyor o anda zihnime. Duvarın diğer yüzüne geçince de doğru düşündüğümü anlıyorum. Çünkü itiraf duvarının arkasında bir kürsü bulunuyor. Üzerinde de tahta mandallar… Kafamın az üstündeki iplerden sarkan değişik renk ve boyuttaki kağıtlara farklı kalemlerden akan mürekkeplerle yazılmış kırık ilişkilere dair notlar duruyor. Derhal spiralli not defterimden bir sayfa koparıp harala gürele yazmaya koyuluyorum. İşim bitince çamaşır ipi misali gerilmiş misinaya iliştiriyorum kırık ilişkimi temize çektiğim itirafnameyi. Geldiğim yönün tam aksine yürüyerek müzeden çıkmak üzere giriş yaptığım kapıya yöneliyorum.  
     

Girerken selamlayan kadınla birbirimize “İyi günler” diliyoruz. Bir anlığına tereddüt etsem de soruyorum: “Türkiye’den de bağış kabul ediyor musunuz?” “Müzemize mi? Evet, elbette. Her ülkeden bitmiş ilişkileri simgeleyen objeleri kabul edebiliriz.”
     

Teşekkür ederek ayrılıyorum. Altı gün sonra eve varıp da bavulumu boşalttıktan sonra yapacağım ilk iş belli.

Hilal Numanoğlu