Bu üzerinde çokça düşünülmüş ve planlanmış uzun bir yürüyüştür der Aliya. Biz aksine onun kadar düşünmedik bu yürüyüşü yaparken. Hatta çoğumuz birden bire koşmaya başlayıp arkadaşını geçmeye kalktı.

Halbuki başlangıcı ve bitişi olmayan bir yoldaydık, sonunda ödül falan da yoktu.

Koşan arkadaşlarını yadırgayan, yürüyen bizler. Onlardaki heyecanı ve coşkuyu kim bilir hangi savaşın sokağında kaybetmiştik?

Uzun uğraşlar sonunda topladığımız cesaretimiz kiminin hazin sonu kiminin ise yıllardır beklediği umut kapısı olacaktı. Sayısal verilerin aslında hiç bir işe yaramadığı Balkanlarda, biraz sosyoloji biraz gözlem ve neticesinde bir deney ürünü olan bu dergiyi kim bilir hangi doktor hastasına çare diye sunacak, kim bilir hangi çaresiz bu son olsun diyerek yaşamına son verecekti?

Güncellikten bunalan günümüz insanı acaba bir nebze olsun ferahlayabilecek miydi bizimle?

Güncel değiliz. yüzyıllık hikayelerin figüranlarıyla beraberiz. Onlarla yatıp onlarla kalkıyoruz hatta bazen onlarla birlikte yürüyüşe çıkıyoruz. Mareşal Tito ile vilsonovo yolunda, Mak Dizdar ile Trebevic dağında takılıyoruz. Kötü günlerde başımızdan eksik olmayan Saraybosna Savaş Tiyatrosundan bir sahne canlandırdığımız bile oluyor. Çello çalan amca İskoçya’ya taşındığından beri Kütüphanenin de tadı yok biliyoruz. Üsküplü Yahya Kemal’in kemiklerinin sızladığını da biliyoruz. Emir, Nemanja olduğundan beri film de izlemiyoruz.

Zamanla taşlar yerine oturuyor ve anlıyoruz aslında neden diğerleri gibi koşmadığımızı. Henüz yorulmak için çok genç ama dinlenmemek için oldukça yaşlıyız. Bu yüzden yürüyoruz, aheste aheste, sindire sindire. Kalemegdan’da nefes alıp Tasmejdan’da veriyoruz. Ohri gölünde tutamadığımız balığı Karadağ sahillerinde bekliyoruz.

”I like too many things and get all confused and hung-up running from on falling star to another till I drop. This is the night, what it does to you. I had nothing to offer anybody except my own confusion.”

Vaadedebileceğimiz bir şeyimiz yok kafa karışıklığımızdan başka. Hayatınız değişmeyecek, bunu şimdiden söylüyoruz. Bugüne kadar düşünmediyseniz bundan sonra düşünmemeniz umurumuzda değil. Eğer umurumuzda olan tek bir şey varsa o da ayak basılmadık binlerce yol olduğu ve hayatın binlerce gizli odalarının olduğudur. İnsan ve insanın dünyası tükenmemiştir, açığa çıkarılmamıştır daha. Biz ‘dünyaya rağmen hayat güzeldir’ den yanayız. Yüreklilik, gözüpeklilik ve başkaldırı, bizim yazımızın en temel taşları olacaktır. Bazı şeyleri tecrübe etmekle, izlemek arasındaki uçurumun derinliğini bildiğimizden, yolu bilmenin tek şartının yolda olmak olduğuna inanıyoruz. Sorumsuz okurlardan nefret ediyor ve yazılan yazılardan okuyanları sorumlu tutuyoruz.

Güncel değiliz. yüzyıllık hikayelerin figüranlarıyla beraberiz.

Manifesto