Henüz Marş Mira’yı duymamıştık bile, savaş biteli birkaç yıl olmuş hep aklımızın bir köşesinde Bosna’ya gitmek var. Fakat sıkıntı şu ki; bireysel olarak ya da turla giden kimseyi duymamıştık. Ancak yeni yeni okumak için ya da görevli olarak gidenler vardı. Hatta uçak bileti alırken hayırdır ne işiniz var demişlerdi. Havalimanına gittiğimizde gördüğümüz uçak bize hakikaten nereye gidiyoruz(?) dedirtmişti. Bildiğiniz özel uçak gibi kapısı ters çevirilen ve beş basamaktan oluşan merdiveni vardı. Hepi topu 30 kişiydik, sadece ablam ve ben kadındık . Uçağa girince öğrendik ki Bosna havayollarının bu uçakları aslında eski savaş uçaklarıymış. O yüzden yandan pervaneli tıkır tıkır alçaktan uçarak Bosna’ya vardık. Yemyeşil Balkan topraklarının manzarası güzeldi ama şehrin manzarası içler acısıydı doğrusu…

Elektrik, ısınma, yollar, ulaşım, binaların delik deşik oluşu… En kötüsü de insanların durumuydu. Çok fazla sakat erkek, çok fazla kadın ve kocaman bir hüzün vardı. Şimdilerde “aman şekerim Bosna ya gittik hiçbir şey yok sadece bir Başçarşı var o kadar ” dedikleri o çarşı var ya; o zamanlar 10 dükkanı geçmiyordu Meydandaki köfteci ve ara sokaktaki börekçi vardı. Kütüphane yıkıktı. Mostar köprüsü tamiratı biteli sadece bir yıl olmuştu. Alija yeni ölmüştü. Sarajevo’da tanıştığmız öğrenci kızlar bizi çok güzel ağırlamış ve Srebrenitsa’da yapılanları anlatmışlardı. Tabii ki biz şok olmuştuk çünkü TV’lerde hiç duymamıştık. Oysa bütün dünyanın tesbit edilen toplu mezarları flaş haber olarak vermesini bekleriz değil mi? Bizim gibi Balkan göçmeni duymadıysa dünya hiç duymamıştır dedik kendi kendimize.

Sonra bize bir grup Boşnağın savaş zamanında ölüm yürüyüşü diye anılan rotayı bu kez tersine yürüdüklerinden bahsettiler. Bosna’nın coğrafyasının zorlu şartları ve mesafe düşünülünce çok büyük bir özveri olduğunu anlamıştık. O zamanlar o yürüyüşün 13 yıl boyunca süreceğini sanırım onlar bile tahmin edemiyordu. Peki neydi bu yürüyüş?

Kısaca Marş Mira yani Barış Yürüyüşü

BM’nin güvenli ilan edilen Srebrenitsa bölgesinden Sırp kuvvetlerinden kaçmak isteyen 15.000 civarında Boşnak dağlara yönelerek beş gün boyunca yürümüşler. Yoğun Sırp bombardımanı altında orman içlerinden gece gündüz kurtarılmış bölge Tuzla’ya ulaşmaya çalışan gruptan ancak 5 bini bunu başarabilmiş. Uzun yıllar bahsi geçerken “Ölüm Yürüyüşü” olarak adlandırılmış doğal olarak. Kaçamayan zavallı Boşnaklar ise 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında (yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkek ) katledilmiştir.

O insanların yürüdüğü zaman içinde bulundukları psikolojik durumu bizler asla anlayamayız. Ancak onların yürüdüğü bu yolda yapılan yürüyüşe katılırsak fiziksel olarak yaşadıklarını hissedebilir, dünyaya barış, hoşgörü, bir arada yaşam; en önemlisi bu yolda hayatını kaybedenlerin hiç bir zaman unutulmayacağı bir mesaj vermekte katkımız olabilir diye düşündük.

Yıllarca çok istememize rağmen katılamadık, maalesef izin zamanı uymadı sonra ramazan ayına denk gelmeye başladı derken bu yıl gitmeye karar verdik.

Marş Miraya nasıl katıldık ?

Marş Mira her sene 8-9-10 Temmuz’da gerçekleşiyor. Yürüyüşe katılma kararı aldıktan sonra bilet bakmaya başladık. O tarihlerde uçaklar bayağı pahalı olunca ( gitmek isteyenlere önerim nasılsa tarihler belli, çok önceden biletinizi alınız ) Biz Belgrad’a gidelim orda biraz gezer sonra Bosna’ya geçeriz dedik ve biletlerimizi aldık. Sonra detaylı araştırmalar yapmaya başladık. Onlarca insan ile konuştum, web sitelerinden okudum, videolar izledim. Boşnakça hocamın Marş Mira Türkiye diye bir ekip var demesiyle kendilerinden haberdar oldum. Katılmak istediğimizi bildirdik onlarda bizim adımıza kayıt yaptırdılar.

Süreç nasıl işliyor ?

İlk yapılması gereken internet sitelerine girerek incelemek olsun ki içiniz rahat etsin. Sonrasında verilen cep telefonu numaraları, email ile katılmak istediğinizi bildirmeniz yeterli. Sonra yapılacak iş uçak biletinizi almak. Arkadaşlar sabırla bilgi veriyorlar. Sizin kesin kararınızdan sonra da isminizi Bosna’da kayıt bürosuna bildirilmeleri ile süreç ilerliyor. Katılımcıların listesini yaklaşık 1 ay öncesinden Bosna’ya bildiriyorlar. Siz yine de gitmek istediniz ama diyelim iki hafta kala kesin kararınızı verdiniz, yine de sorun mutlaka bir çözüm üretirler.

Başka ne gibi hizmetler veriyorlar?

Saraybosna’ dan yürüyüşün başlayacağı Nezuk ana kamp alanına götürüyorlar. Yürüyüş bitiminde yine sizi Saraybosna’ ya bırakıyorlar . Çadırların kurulduğu alanlarda wc, duş, sabah kahvaltısı ve akşam yemeği sağlıyorlar. Katılımcılar sabahları yürüyüşe başlarken çadırlarını ,çantalarını ekip görevlilerine teslim ediyorlar. Görevliler araçlar ile akşam ulaşacağınız kamp alanına getiriyorlar. Ben geldim ama yürüyemiyorum meğer ne zormuş , ayağım su topladı, ayakkabım vurdu diyebilirsiniz. Merak etmeyin sizi yarı yolda bırakmıyorlar. Araç ile bir sonraki kamp alanına ulaştırıyorlar. Ki bu yıl bizim gözlemlediğimiz çok sayıda yürüyemeyen vardı. Biz üç günün tamamını rahatça yürümemizi biraz antremanlı oluşumuza biraz da ayakkabı seçimimize bağlıyoruz. Konusu gelmişken ayakkabı bana sorarsanız en en en önemli şey,aman dikkat.( Yine gelicem bu konuya ) Yaptıkları bir diğer hizmet ise yürürken geçilen köylerdeki çocuklara şekerleme, oyuncak,Türk bayrağı dağıtıyorlar. Daha ne yapsınlar artık değil mi?

Ekip her ne kadar gönüllü olarak bu işi üstlense de bütün bunlar bir maliyet malumunuz. Ulaşım, yemek, hediyelikler, kamp yerleri ücreti gibi masraflar katılımcı sayısına bölünerek hesaplanıyor. Ekip lideri arkadaşlara ücret teslim ediliyor. Bu yıl biz kişi başı 45 euro verdik. Tabii ki her katılımcı kendi uçak biletini gidiş dönüş almak durumunda.

Marş Mira’ya giderken ne götürelim?

Marşmira 3 gün boyunca dağlarda olarak toplamda beş gece açık havada konaklanacağı için çadır ilk alınacak malzeme. Biz çadır götürmenin yoracağını düşündük çünkü Belgrad, sonra yürüyüş daha sonra devam edecek Bosna ve Sırbistan gezisi planlamıştık. Bizim tarzımız sırtçantası ile gezmek, nerde akşam orda sabah plansız yol almak. Hava o dönemde çok sıcak olacağından çadır taşıyıp zorlanmayalım, var mıdır bir çözümü  dedik. Vee tabii ki size 3 kişilik çadır ayarlarız dediler, sağolsunlar. ( Mirza Musıc beye özel teşekkür ,Caner Beye sevgilerimizi iletelim vesile ile )

Çadır işini ayarladıktan sonra sitelerinde yazılan listeye baktık ve ona göre hazırlığımızı yaptık. Açıkcası bir sürü konserve almıştık, almasaymışız da olurmuş ama siz yine de alın :). Fakat az bir şey de olsa yanınıza zeytin alın, lipton çayınızı atın ağırlık yapmaz netice de.  Islak mendil bolca alın demişler, aldık ama fazla abartmayın. Tıbbı malzemeye gerek yok, şahsi ilacınız dışında. Merak etmeyin 7/24 hizmet veren sağlık ekipleri kamp alanlarında ve yürüyüş boyunca var. Wc kağıdı alın ne olur ne olmaz çayır çimen geze geze işinizi göreceğiniz durumlar olacak.

Giyecek mevzusundan çok ayakkabı önemli ayakkabı mutlaka trekking ayakkabısı olmalı. Mümkünse de piyasadaki en iyisi ya da en iyisine yakını seçilmeli. Bu konuda satıcı firmalar nerde ne kadar yürüyeceğinizi sorup ona göre veriyorlar. Parası sizi korkutmasın aldığınız bu ayakkabılar dayanıklı olduğu gibi ayak sağlığı kadar önemli bir şey yok. Ayağınız vurduğunda arkasındaki acıyı hatırlayın. Nasıl, şimdi hak verdiniz bana sanıyorum. Yürürken destek olması açısından yine trekking malzemeleri satılan yerlerde bulabileceğiniz baton almanıza salık veriliyor. Biz daha önceki deneyimlerimizden gerek olmayacağını düşündük ve almadık. Yolda ağaç dallarından onu da sadece 1 gün kendime bir arkadaş yaptım. Baton olmasa da olur dedim ama unutulmaması gereken mataryel mat ! Bilmeyenler için açıklayayım çadırın içinde yere sermeniz gerekiyor ki alttan soğuk almayasınız.Ayrıca biraz da olsa yumuşak olur.

Biz mat ve uyku tulumlarını arkadaşımdan ödünç almıştık sizde para verip almayın bir sorun önce bakalım etrafınızda belki birilerinde vardır. Devir hesap devri canlarım … Çadır, kamp malzemeleri, yiyecek, temizlik, ayakkabı derken günümüz çılgınlığı telefonları kendine dert edenlere geldi sıra. Akşamları kamp alanlarında elektrik sağlanıyor fakat kalabalık olduğundan bazen fişlerde yer olmayabiliyor normal olarak. O zaman ne yapıyoruz güçlü bir powerbank alıyoruz. Çevre evlerdeki insanlara rica ediyor telefonumuzu şarja koyuyoruz. Kısaca çareler tükenmiyor dert etmeyin. Telefonla haberleşme konusu da ister hat alın isterseniz almayın size kalmış. Ekip liderleri önerilerini yapıyorlar. Zaten yürüyüş öncesi buluşma ve tanışmalar düzenleyip sunum yapıyorlarmış. Bizim gibi hiç katılamayıp olaya bodoslama atlamak zorunda kalsanız bile unutmayın her zaman bir çözüm vardır. Şahsen benim ne hat almak gibi, ne de şarjımın bitmesiyle ilgili hiç derdim yoktu çünkü ben oradaki amaca odaklanmıştım. Zaten o amaç olmasa o sıcakta beni kimse o yolu yürütemezdi. Hep de şans yüzüme güldü internet de buldum, şarj da buldum.

Banyo konusu ise kamplarda kurulan seyyar duş ya da civar evlerin banyolarını kullanmak ile çözülüyor. Bu konu katılımcılar arasında can sıkıntısı yaratsa da bize yine hiç dokunmadı nedense. Biz 5 gün yıkanmak mümkün olmayabilir diye kafamıza yerleştirmiştik ama 5 gün pir-ü pak gezdik. Nasıl mı onu da anlatacağım…

Marşmira da ne yeyip ne içeceğiz ?

Kahvaltılık malzemeler bol bol geliyordu. Fakat sıcak su bulmak pek mümkün değildi, hani çay kahve bağımlılarına söyleyeyim. Aklınıza ne gelirse vardı ; reçel, şokella, ezme, ajvar (vatanındayız netice de) peynir daha neler neler geldi. Onca kalabalığaUzun yıllar bahsi geçerken “Ölüm Yürüyüşü” olarak adlandırılmış doğal olarak. Kaçamayan çaresiz Boşnaklar ise 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında (yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkek) katledilmiştir. yetti. Biz yedik mi peki ? Sadece ilk sabah yedik sonraki sabahlar yol kenarında dağıtılan sandviçleri yedik. Öyle büyük ve lezzetliydi ki hiç kahvaltı masasına yanaşmadık bile. Bizim yanımızda poşet çaylar olduğundan sıcak su bulup buluşturduk, keyifle yedik.

Yol boyunca ise dağıtılanları nerden başlayıp sıralasam acaba? Su dağıtımı belirli aralıklarla yerleşmiş ekiplerce yapılıyor. Zaten çeşmeler de var, kendi şişenizi doldurabilirsiniz. Elma, muz dağıtanlar en sevindirenlerdi. Ben hayatımda öyle güzel elma yemedim ya da o an bana öyle geldi. Öyle bir tane al filan da yok istediğin kadar al. Tahminimce tonlarca dağıtılmış olmalı. Meyve suları, cola, bisküvi, gofret dağıtıldı. Yine bunlarda sınır yok istediğin kadar al. Ama çok dikkat ettim, hiç açgözlü insana rastlamadım.

Kimlik belgesi, boynunuzda taşımak zorundasınız.

Yürüyüş rotasındaki köyler

Kazanda kahve

Marşmira’da…

Gelelim en can alıcı konuya. Bitmedi gitti demeyin bu çok önemli!  Boşnak halkını nasıl bilirdiniz diye sorsam eminim tanıyanlar misafirperverliklerinden başlayarak iyi özelliklerini sayacaklardır. ( elbet her çeşit insan vardır ,  komple melektirler diyemeyiz ) Ama ayıptır söylemesi bizim insanımız öyledir. Bizim için en önemli şey misafiri hoş tutmaktır. Ben dedemlerden, annemdem babamdan bütün sülalemden bunu gördüm bunu bildim. Buna rağmen, daha önceden gidenlerden okumuş olmama rağmen  şaşkınlıktan dilimi yutacaktım. Size bu yürüyüşe 6 bin kişinin katıldığını söylemiştim sanırım, söylemediysem de şimdi öğrendiniz.

İsterdim ki bir çetele tutulsun ve ” yürüyüş sırasında kahve içmeyen var mı ? “  diye sorulsun bakalım sonuç ne çıkacak? Ben  cevabı biliyorum %100 6 bin kişi bir şekilde bir yerde ama bir yudum ama defalarca kahve içmiştir.  6 bin kişi hadi yarısı 3 gün full yürüdü diyelim ( yarıda bırakanlar çok oluyor ) 3 bin  kişi eder. Bu kadar insana gönüllü, parasız sizin bildiğiniz şekli ile Türk kahvesine benzeyen  meşhuuur Boşnak kahvesi   dağıtıldı.

Bizlerin çay sevdiğini bildiklerinden Türk bayrağını görür görmez çay da var diyorlardı. Pek aklınıza yatmamış olabilir ama fotoğraflarda  göründüğü üzere odun ateşi üzerinde kazanda pişeninden tutun da kahve makinası ile kulplu fincana kadar çeşitli biçimde  kahve içmişliğimiz var bu yolda.

İnsanlar sadece kahve dağıtmıyorlar, kapı önlerine buz gibi su çıkarmışlar  ya da ağacından kopardığı armutları küçücük bir leğene koyup lütfen alınız diyorlar. Tarlasından salatalık koparıp getiren teyzeden tutun baklavayı saklama kabına doldurup sonra yersiniz diyene kadar . Ah o ahududular geldi aklıma …
Örneğin; ikindi saati sağdığı keçisinin sütünü illa için diyen bayanı… Biliyor musunuz bir türlü ikna edemedik dayadı önümüze böreği üstüne pasta ve kahve getirdi evin gelini…

Akşam yemeği yine Marş Mira ekibi tarafından hazırlanıyordu. Fakat biz onu da hiç göremedik o yüzden ne yediler ne içtiler bilmiyorum. Neden görmediğimize gelince yürüyüşte herhangi bir aceleniz yok. Yavaş yavaş ancak belirlenen rotada sadece mayınlı bölge uyarılarına dikkat ederek yürümelisiniz. O yüzden biz yol boyu tanıştığımız insanlar ile konuşa konuşa, kah manzaranın doyumsuz güzelliğini izleyerek kah dinlenerek akşamı ediyorduk. Kampa bir geliyorduk ki tabak çanak toplanmış. Ama aç kaldık sanmayın yolda dağıtılan yiyecekler ile fazlasıyla doyduk.

Bu sayede kendi gücümüzü de anlamış olduk. Çünkü 3 gün boyunca yürümek çok da kolay değil. Öyle kahve, börek baklava anlattım diye laylaylom gezmişler sonucu çıkmasın, aman diyeyim. Ayrıca keşke yapabilseydik de hiç birşey yemeden bu yürüyüşü tamamlasaydık. Ben, ablam Türkan ve Derya yol boyu da öyle çok yemedik. Belki hava sıcaktı belki de yolda sürekli konuştuğumuz konunun ” o insanlar günlerce aç susuz yürümüşler ” olmasındandı.
Hemde bilinmezliğe, bütün yaşadıklarının izlerini içlerinde taşıyarak. Ayaklarında ayakkabısı olamayanlar varmış, olanların da dağlara çıkınca parçalanmış.

Aylardır üstünde aynı kıyafet ,hiç yıkanmadan , hiç güzel bir söz duymadan hiç gülümsemeden geçen günler, geceler… Aslında direkt ölüme yürüdüklerini de biliyorlardı ama içlerinde hep bir umut vardı demek. Yoksa bu işi başaramazlardı. Kuvvetli olup birbirlerini desteklemeselerdi yürümeyi başaran o 5 bin kişi Srebrenitsa’da olanları kimselere anlatamayacaktı. Biz orda o sıcak havada aman susuz kaldım, su kamyonu nerde derken onlar hangi taraftan ateş edileceğinin hesabını yapıyorlardı.

Biz Avusturyalılar, Amerikalılar bugün muz getirdiler mi acaba diye düşünürken onlar belki aylardır değil muz ekmek bile yememişlerdi. Bir parantez ile öğrenince şok olduğum bilgiyi paylaşmak isterim. Bu Sırplar Srebrenitsa ve diğer yerlerde esir tuttukları insanlara tuz vermezmiş. Bir lokma yiyecek önlerine atar ama hepsinin tuzsuz olmasına dikkat ederlermiş. Sebebi ise vücudumuz tuzsuz kalınca direncimiz düşüyor. İstediğiniz kadar yeyin, su için belli bir zaman sonra iflas bayrağını çekiyormuşuz, yapımız böyle.

Neyse vicdansızlıkları onların olsun ben konuya döneyim, biz bu ruh halinde iken pek yemek yiyemedik. Özetlersek kampta yemek veriliyor ama yine de ben yanımda konserve götürürüm derseniz, iyi yaparsınız.

Akşam oldu çadırlar kuruldu alabilen duşunu aldı. İşte ondan sonra kamp alanını sarsan o sessizlik var ya ahh işte o çok güzeldi. Bosna’ nın dağlarından gelen çiçek kokusu ile sabah 5 de uyanmak hele nasıl güzeldi.

Yapabilen, sağlık sorunum yok diyen, vakti olan herkesi bu anlamlı yürüyüşe katılıp yapılan vahşeti unutmayacağımızı, unutturmayacağımızı dünyaya duyurmaya davet ediyorum.

Şükran Meydan