Balkanların en belirgin özelliklerinden biri de şehirlerin ortasından geçen nehirlerin şehri iki yakaya ayırmasıdır. Misal vermek gerekirse Üsküp ve Vardar Nehri, Prizren ve Akdere, Mostar ve Neretva Nehri. Nehirlerin bu ayrıştırıcı özelliği sadece şehirlerin coğrafi bir ayrımını değil aynı zamanda kültürel, etnik ve dini bir ayrışmayı da simgeler. Genellikle şehrin iki yakasında farklı yaşam tarzlarına mensup topluluklar varlıklarını sürdürürler. Bu toplumsal ayrışma ve bölünme modern dönemin bir tezahürü olarak görülmekte. Osmanlı döneminde ayrışan nüanslardan söz etsek de, Balkanlardaki toplumsal yaşamda bu kadar keskin bir ayrışmadan söz edemeyiz. Nitekim Batılı tarihçilerin “Pax Ottomana” olarak adlandırdıkları bir barış döneminde farklılıkların ayrışmaya değil bir ve beraber olmak olma adına zenginlik olarak görüldüğü aşikârdır. Konumuzdan sapmadan biz köprülerimize dönelim.

Niçin hep Mostar be more?

Mostar, Neretve Nehri üzerinde 1566 yılında Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından inşa edilen, Balkanlardaki en zarif ve estetik köprülerden bir tanesidir. Kentin Boşnak ve Hırvat kesimlerini – modern zamanda – birbirinden ayıran Mostar veya diğer adıyla Stari Most (Eski Köprü) yıllarca iki yakayı, iki farklı anlayışı, iki farklı topluluğu birbirine bağlamış bir yapı. Bu özelliğiyle yüzyıllarca Katolik, Ortodoks, Yahudi ve Müslümanları birleştirerek kültürel bir simge görevi de üstlenmiştir.
Üstte Mostar’ın üstlenmiş olduğu manevi fonksiyonların benzerlerini tarih içerisinde Üsküp’te bulunan Taş Köprü da üstenmiş durumda. Fakat ne hikmetse Balkanlarda köprülerden söz konusu açılınca akla gelen hep Mostar olur. Dolayısıyla bizim Üsküp’ümüzün Vardar Nehri üzerine inşa edilen Taş Köprü’müz mahzunlanır. Köprü üzerinde bulunan mihrap, tam yüzyıl boyunca ezan sesinden ve mü’minlerin secdesinden mahrum kaldığı için boyun büker. Bu mahzun köprümüz Balkan Savaşları esnasında yıkılmaz ve fakat Osmanlı’nın çekilmesiyle birlikte deyim yerindeyse köyü köpeksiz bulan gavurlar restorasyon bahanesiyle gözümüzden bile sakındığımız köprümüze el atarlar. O muhteşem Osmanlı dokusunu bozmak için köprümüzü modernize ederler! Bunu yaparken de kazara mihrabımızı yıkarlar. Ardından orjinal mihrabın yerine benzeri inşa edilir ama yüzyıl ezan sesi duymamış mihrabımız artık yerinden de olmuştur.
Bizim medeniyet anlayışımızda köprüler ayırmaz, birleştirir. Biz de Balkanlardan bahsederken köprülerimizi iyi tanıyalım, aralarında ayırım yapmayalım. Birini ön plana çıkararak diğer köprüleri küstürmeyelim aman ha!

Köprü yıkan sırattan geçemez!

Mostar Köprüsü üzerinde 99 adet merdiven ise, Allah’ın 99 ismini temsil ediyor. Yani tevhidi, yani vahdeti temsil ediyor. Birliği, beraberliği, yek vucüt olmayı vaaz ediyor. Köprü Bosna-Hersek‘te başlayan iç savaş sırasında, ilk defa Bosnalı Sırplar tarafından saldırıya uğradı. 9 Kasım 1993’te ise Hırvat tankları daha büyük bir zarar vererek, 427 yıldır ayakta olan köprüyü tamamen yıktı. Köprünün dev taşları, Neretva Nehri’nin sularına gömülürken Üsküp’teki Taş Köprü’den geçen müslümanların Arş-ı ala okkalı beddualar gönderdiği bilinir. Şu kesin ki Mostar’ın yeniden inşa edilmesi beddualarımızın şiddetini azaltmayacak. Sırplar ve Hırvatlar şunu iyi bellesin: Köprü yıkan sırattan geçemez!

Sruşili su most!

Medyada köprünün yıkılışını izlediğimiz görüntünün sahibi Eldin Palata. Palata, amatör kamerasıyla çekime başladığı sırada tarihi köprünün tank atışlarıyla dövülmeye başladığını belirterek o anı şöyle anlatır: “…köprünün suya düştüğü an Neretva da kan kırmızısına bürünmüştü. Çekerken hep bunun bir film olduğunu, kamerayı bıraktığımda köprüyü eski yerinde göreceğimi düşünmüştüm. Kamerayı kapattığım an donup kaldım, çünkü köprü yoktu. Gördüklerim film değil, gerçeğin ta kendisiydi. O anı şu an bile hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor, ürperiyorum.”

Köprü yıkıldıktan kısa bir süre sonra insanların “Sruşili su most!” (Köprüyü yıktılar!) diye bağırarak sağa sola koşuşturduklarını gördüğünü dile getiren Palata, sözlerine şöyle devam ediyor: “Etraftan bomba sesleri geliyordu, birileri köprüyü hedef almıştı, ama o an kamerayı bırakıp oradan çekilmeyi hiç düşünmedim. Elim sadece kameranın kayıt düğmesindeydi. Tarihe tanıklık ettiğim aklımdan dahi geçmedi.”
Mostar yıkılınca sadece bir köprü yıkılmadı. Balkan insanının birliği, beraberliği ve muhabbeti de yıkılmıştı. Mostar yıkılınca Taş Köprü dayanamadı, mihrabını gavur sularına bıraktı…

Mehmed Arif

Bu yazı Başka Dergi’nin 5. sayısında yayınlanmıştır.