Derler ki, bir teknik direktör için efsane olmanın iki yolu vardır. Daha az zor olan yol, futbolla ilgilenmeyenlerin bile malumudur: Güzel sonuçlar alarak hedefe ulaşmak. Maçları birer birer kazanıp kupalar kaldırmak bir teknik direktörü bir kulübün efsanesi yapmaya yeter. Zaten, efsane diye anılanların kariyerlerine bakıldığında büyük çoğunluğun bu yolu izlediği görülecektir. Daha zor olan ve bu sebeple daha az tercih edilen diğer yol ise yetenekli oyuncular yetiştirip bir futbol jenerasyonu yaratmaktan geçer. Bu yolu zor kılan, gelecek tasarlanmaya çalışılırken aynı zamanda kısa vadeli hedefleri yakalama endişesiyle boğuşulmasıdır. Böyle bir kariyeri göze alabilmek de kuşkusuz yenilikten korkmayan ve oyunun güzelliği için kısa vadeli hedefleri riske atmayı göze alan, futbolu ve onun güzelliklerini gerçekten sevenlerin harcıdır. İşte bu gerçek futbolseverlerden biri de 1968-1976 yılları arasında Mostar şehrinin Velež takımında hocalık yapan ve 1974 Dünya Kupası’nda Yugoslav Milli Takımı’nı yöneten 5 kişilik komisyonun bir parçası olan Sula lakaplı Sulejman Rebac’tır.

Sulejman Rebac, 1928 yılında köprülü şehir Mostar’da doğar ve futbolu da doğduğu sevdalı olduğu bu şehrin sokaklarında öğrenir. Çocukluk yaşlarında umut vaad eden bir futbolcu olmasına rağmen parlak bir kariyeri olmayacaktır, çünkü 20.yüzyılda Balkanlarda yaşayan milyonlarca insanın kaderini yeniden yazan savaş, onun da kariyer hayallerini sekteye uğratır. Sulejman, henüz 14 yaşındayken Nazi işgaline karşı direnen Partizan hareketine katılmak zorunda kalır. Partizanların zaferi sonrası şehirde savaş kahramanı olarak anılması boşuna değildir, çünkü o bu savaşta 3 erkek kardeşini kaybetmiştir. Bu sebepten ötürü Rebac hayatı boyunca savaş zamanından konuşmayı hiç sevmez, çünkü savaş onu yalnız güçlü bir adama çevirmekle kalmamış, aynı zamanda hayattan zevk almanın kıymetini öğrenmiş bir adama dönüştürmüştür. Hajduk Split’in efsane oyuncularından olan ve Yahudi asıllı olduğu için savaş yıllarında Hırvatistan’ı terk etmek zorunda kalan Vladimir Šenauer, tanıdığı en şakacı ve eğlenceli insan olarak anlatır birlikte top koşturduğu Sulejman Rebac’ı. Üstelik yetenekleri sadece futbolla ve mizahla sınırlı da değildir, Sula aynı zamanda güzel de şarkı söyler. Önceleri sadece sevdalinka söylese de zamanla bütün Dalmaçya şarkılarını ve hatta İtalyan kanzonlarını öğrenecek kadar işi ilerletir. Öyle ki, bir Türkiye deplasmanında diğer bir Hajduk efsanesi Nikola Radović ile akşam saatlerinden şafak vaktine kadar oteldeki misafirleri eğlendirdiği anlatılır Sula’nın. Radović çalmış, o söylemiştir. Ama Split halkının unutamadığı bir Sula anısı varsa, o da Split’teki Partizan galibiyeti sonrası Sula’nın bir fayton kiralayıp akordeon eşliğinde taraftarlara şarkı söyleyerek galibiyeti kutlamasıdır.

Kariyeri boyunca binden fazla maç oynamış olmasına rağmen hiç Yugoslav milli formasını sırtına geçirememiştir Rebac. Futbola başladığı Velež’den Yugoslav Kupası’nı kaldıracağı Hajduk Split’e transfer olmuş, buradan da kariyerini sonlandıracağı FK Sarajevo’ya gelmiştir. Rebac’ın kariyeri boyunca Yugoslav futbolu 4 büyük kulüp tarafından domine edilmiştir : Partizan, Crvena Zvezda, Dinamo Zagreb ve Hajduk Split, II.Dünya Savaşı’nın bitişinden 1965 yılına kadar lig şampiyonluklarını paylaşan takımlar olmuştur. Bu dört kulübün Yugoslav futbolunun hakimi olması boşuna değildir, bir yandan parıltı gösteren oyuncuları transfer edecek finansal güce ve siyasi bağlantılara sahipken, diğer yandan futbolcuların 28 yaşını doldurmadan Yugoslavya’dan ayrılmalarını yasaklayan kural sayesinde ellerindeki oyuncuları denizaşırı kulüplerin ilgisinden koruyabilmişlerdir. Böylesi bir futbol düzeninde kariyer hedefleyen her futbolcunun hayali bu 4 büyük kulübe transfer olmaktır, bu da geriye kalan kulüplere 4 büyükler için yetenek üreten bir rol üstlenmekten başka bir çare bırakmaz.

Velež’in genç takım antrenörlüğüne getirildiğinde Rebac’ın rolü de tam budur. Günlerini Mostar sokaklarının asfaltında futbol oynayan çocukları izleyerek geçirir. Bulduğu yetenekleri kulübe kazandırarak onlara futbol eğitimi verir. 1968 yılına kadar Velež’in Yugoslav 1.Ligi’ndeki 14 yıllık mücadelesinde en yüksek başarısı ligi 3. sırada bitirmektir. Bu bile o seviyedeki bir kulüp için hatrısayılır bir başarıdır. Transfer piyasasında gücü olmayan ve en iyi oyuncuları tıpkı Rebac’ın da futbolculuk kariyerinde yaptığı gibi 4 büyük kulüplere gitmek için takımdan ayrılan bir kulüptür Velež. Kulübün alışılageldik felsefesi takımı adı sanı bilinen ve büyük şehirlerden gelen teknik direktörlere teslim etmek iken, Rebac’ın kurduğu genç takım yöneticileri etkiler ve Rebac A takımın başına getirilen Mostar doğumlu ikinci teknik direktör olur.

Rebac kendisine verilen şansı iyi değerlendirmeye kararlıdır. Göreve gelir gelmez, eski teknik direktörlerin yaptığı gibi üst sıralara tutunmak için tecrübeli oyuncularla çalışmak yerine, Mostar sokaklarından altyapıya topladığı ve diğer kulüplerden keşfettiği genç oyunculardan kurulu bir takım kurar. Rebac’ın altyapısının ilk ürünleri 19 yaşındaki kaleci Enver Marić ve aynı yaştaki forvet Dušan Bajević olacaktır. Sonraları Yugoslav futboluna damga vuracak bu iki genç isme ve kariyerinin sonuna gelmiş Mostarlı milli futbolcu Muhamed Mujić’e rağmen Rebac’ın takımı sezonu 14. bitirerek hayal kırıklığı yaratır.

2. sezonunda daha iyi bir sonuç elde etmek isteyen Rebac, takıma sonraları Yugoslav futbolunun en önemli oyun kurucularından biri olacak 18 yaşındaki Franjo Vladić’i ve kulübe uzun yıllar hizmet edecek 3 genç futbolcuyu daha kazandırır. Velež bu sezonu da 8. olarak tamamlasa da Rebac’ın felsefesinden kolay kolay vazgeçmeye niyeti yoktur. 1969-70 sezonu Yugoslav futboluna Velež’in güzel futbolunun damga vuracağı sezon olacaktır. Lige kötü sonuçlarla başlamış olsa da daha sonra oynadığı futbolla ve aldığı güzel sonuçlarla bütün ülkede sempati toplayan Velež, sezonu liderin 3 puan gerisinde 3. tamamlar. Üstelik Bajević, attığı 20 golle gol krallığını Yugoslav liglerinin gelmiş geçmiş en golcü oyuncusu olan Slobodan Santrač ile paylaşır ve gösterdiği performansla Yugoslav milli takımına çağrılır.

 

Sonraki iki sezon bütün futbol otoriteleri Velež’in şampiyonluk yarışı vereceğini düşünse de bu iki sezon herkes için tam bir hayal kırıklığı olarak geçmiştir. Kadroya katılan Boro Primorac gibi genç, Aleksandar Ristić gibi ligin tozunu yutmuş tecrübeli isimlere rağmen Velež, 1970-71 sezonunu 8. tamamlarken, Kup Maršala Tita olarak da bilinen Yugoslav Kupası’na yarı finalde veda eder. Takım beklentileri karşılayamasa da Rebac her geçen gün daha da belirgin hale gelen gelişimin farkındadır. 1971-72 sezonu, Rebac’ın Velež’de kurduğu sistemin son elemanlarını yerleştirme sezonudur. Kadroya daha sonra İngiltere Premier Ligi’ne transfer olacak defans oyuncusu Džemal Hadžiabdić ve dünya çapında üne kavuşacak forvet Vahid Halilhodžić katılır. 20 yaşındaki Mostarlı Vaha (Vahid Halilhodžić’in lakabı) kendisinden 8 yaş büyük ağabeyi Salem ile aynı takımda oynayacaktır. Ama başarının kolay gelmeye niyeti yoktur, kaleci Enver Marić’in gösterdiği etkileyici performansıyla Yugoslav milli takımının birinci kalecisi olduğu ve genç oyuncuların iyi performanslarına rağmen Velež ligi ancak 6. sırada bitirebilir.

Rebac’ın felsefesinden vazgeçmek gibi bir niyeti yoktur. 5 sezon tıpkı bir mühendis gibi ince ince dokunuşlarla kurduğu takımın artık şampiyonluk yarışı vereceğine inancı tamdır. Velež 1972-73 sezonuna fırtına gibi başlar. Kalede Yugoslav milli kaleci Enver Marić, onun önünde Džemal Hadžiabdić and Aleksandar Ristić, onların da önünde Boro Primorac, Vladimir Pecelj and Marko Čolić, sağ kanatta Jadranko Topić, sol kanatta Momčilo Vukoje, ortada efsane oyun kurucu Franjo Vladić ve en uçta çaylak forvet Vahid Halilhodžić ve golcü forvet Dušan Bajević oynar. Velež bu sezonu 2. tamamlayarak UEFA Kupası’na katılmaya hak kazanır.

1973-74 sezonu, Velež için dramatik bir sezon olacaktır. Bir önceki sezonun şampiyonluğunu Crvena Zvezda’ya kaptıran Rebac ve takımı bu sezonda şampiyonluk için bir taraftan Hajduk Split ile savaşırken, diğer taraftan UEFA Kupası’nda Yugoslavya’yı temsil edecektir. UEFA Kupası’na ilk turdan veda eden Velež, bütün konsantrasyonunu lige verir. Hajduk ve Velež arasındaki mücadele son haftaya kadar sürer. İki takım da son haftaya puan puana girer, ama gol averajı Hajduk’un lehinedir. Velež ligin son haftasında FK Sarajevo deplasmanına giderken, Hajduk da OFK Beograd deplasmanına gider. Velež, Sarajevo’yu 3-1 yenmesine rağmen, Hajduk’un da kazanması üzerine averajla şampiyonluğu rakibine kaptırır. Şampiyonluğu gol averajıyla kaybetmek Rebac’ı derinden yıkar. Öyle ki, o dönemin Yugoslavya’sında 3 puanlı sistem kullanılsaydı, Velež Mostar, Hajduk’un 1 puan önünde, 64 puanla şampiyon olacaktır. Ama Rebac’ın Velež’de yarattığı mucizeyi gören birileri vardır. 1974 yazında Almanya’da gerçekleştirilen Dünya Kupası’nda Yugoslavya milli takımını yönetecek 5 kişilik komisyona seçilir. Milli takım kadrosunu Crvena Zvezda ve Hajduk Split’in oyuncuları domine etse de Rebac’ın Velež’inden Dušan Bajević, Enver Marić ve Franjo Vladić takımın omurgasını oluşturacaktır. Yugoslav futbolseverler bu üçlüyü dönemin politikacılarının ve ünlülerinin araba tercihine atıfta bulunarak “BMV” olarak çağıracaktır.

Şampiyonluğu averajla kaptırdığı sezondan sonra Velež yeniden UEFA Kupası’nda boy gösterme şansı yakalamıştır. Rebac’ın takımı önce Spartak Moscow’u, sonra da Rapid Vienna’yı eleyerek dönemin güçlü İngiliz ekiplerinden Derby County ile eşleşir. Eşleşmenin ilk ayağında maçı sunan İngiliz spiker, bütün teknik heyetin ve çevre kulüplerden gelen 2 futbolcunun dışında bütün takımın Mostarlı olması karşısında şaşkınlığını gizleyememiştir. Velež İngiltere’deki maçı 3-1 kaybettiğinde herkes UEFA macerasının sona erdiğini düşünür. Ama rövanş maçında Mostarlı çocukların da söyleyecekleri vardır. Yaklaşık 60 bin nüfuslu Mostar’da 30 bin kişilik taraftarın önünde Velež, Derby County’i 4-1 mağlup ederek UEFA Kupası’nda adını çeyrek finale yazdırır. Çeyrek final eşleşmesinde ilk maçta Hollanda ekibi FC Twente’yi Mostar’da 1-0 yenmesine karşın, Hollanda’daki maçı 2-0 kaybederek turnuvaya veda eden Velež için Yugoslav liginde de işler iyi gitmez. 1974-75 sezonunu dördüncü, 1975-76 sezonunu da Blaž Slišković gibi Yugoslav futbol tarihinin en iyi top süren oyuncusuna sahip olmasına rağmen dokuzuncu tamamladıktan sonra Rebac 8 yıl çalıştığı Velež’den ayrılır. 1977-78 sezonunda FK Željezničar Sarajevo’yu Yugoslavya Batı 2.Ligi’nde şampiyon yaptıktan sonra yurtiçi ve yurtdışı onlarca teklife rağmen kariyerini sonlandırır.

“Rebac Yugoslavya’da modern futbolun bir öncüsüydü” der ünlü Yugoslav antrenör Tomislav Ivić. Ona göre Rebac’tan önce Yugoslav futbolu demode, korkak ve özellikle küçük takımların 4 büyüklere karşı oynarken gol yememek için ölümüne savunma yaptıkları bir oyundur. Rebac ise bu tarz bir oyunu benimsemeyi reddederek topa sahip olduğunda ya da topsuz oyunda oyunun gerçek hâkimi olacak kendi takımını kurmuştur. Top rakipteyken rakibe pres yapan, topa sahip olur olmaz da hızlı bir şekilde savunmadan hücuma dönüş yapabilen bir oyun felsefesiyle, topu hızlı oynayarak ve her zaman rakipten daha fazla gol atmak isteyen bir takım olmuştur Velež. Oynanan güzel oyun, Split’teki insanların bile Velež’i izlemek için Mostar’a gelmesini sağlamıştır. Tomislav Ivić’in takımı Hajduk Split’in şampiyon olarak geldiği Mostar’da Velež’e 5-0 kaybetmesi Rebac’ın oynattığı oyunun ne kadar cesur olduğunu gösterir.

Rebac’ın Yugoslav futboluna getirdiği yenilikler yalnızca rakip teknik adamları etkilemez, birlikte çalıştığı oyuncular da onun yaptıkları karşısında büyülenmiştir. Sonraları büyük bir teknik direktör olacak Vahid Halilhodžić, hocasını şu sözlerle anlatır : “Rebac hepimizin imrendiği taktiksel değişiklikler ve hamleler yapmakta ustaydı. Bizi asla bunaltmaz, topa sahip olduğumuzda nasıl oynamamız konusunda sınırlamazdı. Tek istediği şey, disiplindi. Rebac, gerçek bir yenilikçiydi. 4-2-4 taktiğini Yugoslavya’da ilk kullanan odur, hem de 1960’ların sonlarında. Daha önce bu taktik burada bilinmezdi bile, ama o takımın yeteneklerine göre bir taktik inşa etti. Ben Velež’e geldiğimde takım gerçekten total futbol oynuyordu, daha sonraları Ajax’ın ve Hollandalıların Avrupa’yı kasıp kavururken oynadıkları gibi. Hücum ederken 4-2-4 formatında oynuyorduk, topu kaptırdığımız anda ise hızlı bir şekilde 4-3-3’e dönüyorduk. Topu tekrar kazandığımızda yine hızlıca 4-2-4’e dönüyorduk. Bu dönüşümü öyle hızlı ve başarılı gerçekleştiriyorduk ki, çoğu zaman karşımızda hiçbir rakip duramıyordu.”

Velež’de oynattığı dahice oyuna rağmen, bu takımla birlikte hiç kupa kaldırmamış ve madalya takmamış olması Rebac’ın her zaman içini kemirmiştir. 2006 yılında ölümünden kısa bir zaman önce verdiği röportajda bunu itiraf etmekten geri durmamıştır : “Hayatım boyunca Velež’deki takımımla Yugoslav şampiyonu olamayışımı bir türlü aşamayacağım. Harika bir jenerasyondu, dönemin en iyi takımı olduğunu söylemekten hiç çekinmiyorum. Müthiş futbolculara ve ateşli bir ruha sahiptik, ama sadece şansımız yoktu. Evet, o takımın şampiyon olamaması büyük talihsizliktir. Bu da futbolun bir diğer yüzüdür.” Rebac’ın kulübe kazandırdığı ve daha sonra sadece Yugoslavya’nın değil, Avrupa’nın da en iyi kalecilerinden biri olduğunu ispatlayan Enver Marić ise hiç kupa kaldıramamış olmalarını, Split, Zagreb ve Belgrad ekiplerine karşı çok iyi motive olup kazanırken, küçük takımlara karşı şanslarının yaver gitmemesiyle açıklar.

Zaten Rebac’ı efsane teknik adam yapan da kaldırdığı kupalar değil, geriye bıraktığı mirasıdır. Birlikte çalıştığı futbolcular, olağanüstü bir teknik direktör jenerasyonu oluşturarak bütün dünyada onlarca kupa kaldırmıştır. Onun gerçek veliahtı olmaya en uygun olan Bajević’e göre, Rebac bütün oyuncular için gerçek bir öğretmen, rehber ve rol model olmuştur. “Biz önce nasıl iyi adam olabileceğimizi, sonra nasıl iyi dost olabileceğimizi, daha sonra nasıl iyi futbolcu olabileceğimizi, daha sonra nasıl iyi öğretmen olabileceğimizi ve en sonunda da nasıl iyi bir teknik direktör olabileceğimizi Rebac’tan öğrendik.” der Neretva Prensi Bajević. Teknik direktörlük kariyeri boyunca Velež’de kazandığı Yugoslav Kupası, AEK Athens ve Olympiakos ile kazandığı 8 Yunan Ligi şampiyonluğuna rağmen, kendisini her zaman Rebac’ın bir öğrencisi olarak anmıştır.

Aleksandar Ristić ise SV Hamburg’daki yardımcı antrenörlüğü boyunca UEFA Kupası zaferi yaşamış, kısa bir süre Schalke 04’ü çalıştırdıktan sonra efsane olacağı Fortuna Düsseldorf’u çalıştırmaya başlamıştır. Rebac’ın Velež’e kazandırdığı Boro Primorac ise Cannes ve Valenciennes takımlarının teknik direktörlüğünü yaptıktan sonra, Arsene Wenger’in hem Japonya kariyerinde, hem Arsenal macerası boyunca yardımcılığı yaparak 3 Premier Lig şampiyonluğu, 4 FA Cup sevinci yaşamıştır. Rebac’ın öğrencilerinden Dragan Okuka, Obilić’te Yugoslav Kupasını, Legia Warsaw ile Polonya Kupası’nı kaldırır. Kaleci Enver Marić, 1980’lerin sonunda efsanesi olduğu Velež kulübünü çalıştırmaya başlar ve tıpkı hocası Rebac gibi şampiyonluğu kılpayı kaçırır. Daha sonra göçünü Almanya’ya atan Marić, burada Avrupa’nın en önemli kaleci antrenörlerinden biri olacaktır. Colić ise, hem Velež’in Yugoslav Kupası’nı kazandığı dönemde Miloš Milutinović’in, hem de Mostar ve Yunanistan kariyerinde eski takım arkadaşı Bayević’in yardımcılığını yapar. Džemal Hadžiabdić de Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri liglerinin ve Arap yarımadasındaki milli takımların vazgeçilmez teknik direktörü olur. Blaž Slišković ise Hırvat Ligi şampiyonluğu yaşadığı gezgin kariyeri boyunca Bosna-Hersek milli takımını ve Bosna-Hersek ligi takımlarını çalıştırmıştır.

Kuşkusuz, Rebac tedrisatının en aktif ve en meşhur ürünü Vahid Halilhodžić olacaktır. Mostar’dan Fas’a, oradan Fransa’nın en iyi kulüplerine, iki kez Trabzonspor’a uzanan kariyeri boyunca uluslararası üne kavuşan Vaha, bugünlerde Rebac’ın bayrağını en iyi taşıyan isimdir. 3.ligden aldığı Lille’i Şampiyonlar Ligi’ne, Raja Casablanca takımını Afrika Şampiyonlar Ligi kupasına ve Paris Saint-Germain’i Fransa Kupası’na ulaştıran Halilhodžić, Fildişi Sahilleri, Cezayir ve Japonya milli takımlarında başardıklarıyla da adından sıkça söz ettirmiştir. Bugünlerde Fransız ekibi Nantes’ı çalıştıran Vahid Halilhodžić’e göre teknik direktör olarak bir kariyer yapmasının mümessili Sulejman Rebac’tır. “Hiçbir zaman teknik direktör olabileceğimi düşünmemiştim, bugün geriye dönüp baktığım zaman, kariyerimde Sulejman’ın büyük etkisini görebiliyorum” derken Sulejman Rebac isminin nasıl bir okul olduğunu vurgular Halilhodžić.

Hiçbir zaman kupaların ve büyük zaferlerin adamı olmasa da fikirlerini ve felsefesini bütün dünyaya taşıyan ve kendisinin kazanamadığı kupalara uzanan bir jenerasyon yaratan Sulejman Rebac, ilkelerinin ve güzel futbol hevesinin sayesinde bugün bile Mostar şehrinde Profesör diye anılır.

Çeviren: Enes Arslan

Orjinal metin: https://www.theblizzard.co.uk/article/professor-mostar