40 ülke 200’den fazla şehir gördükten sonra bana en çok yöneltilen sorunun cevabıdır Ohri.

Eğer ruhunuz yollarda huzur buluyorsa ve hareketsizlik bunaltıyorsa imkân buldukça yollara düşersiniz. Düştüğünüz yolun nereye varacağı umurunuzda değilse, ayaklarınız kanayıncaya kadar yürüyecekseniz ve haritayı önünüze serip gidemediğiniz şehirler için pişmanlık yaşayacaksanız en çok Ohri için üzülmelisiniz.

Makedonya’nın devlet oluşu, isminin tanınmaması, bayrağının şeklinden rahatsız olunulması Ohri’yi gördükten sonra umrunuzda olmayacaktır.

Balkanların İncisi olarak anlatılır Ohri. Ben ise Ohriliyim diye tanıtırım kendimi. Balkanlara götürdüğüm her grup için kesinlikle bir gece konaklamam Ohri’dedir. Peşinizde sizi takip eden bir otobüs insan varken nasıl olur da Ohri’ye uğramadan, uğrayınca doymadan bu şehirden hareket edilir hala öğrenemedim.

Ohri’ye yüzlerce kez gittim, dememe çok az bir süreç kalmışken bu şehir de beni çeken nedir anlatmak isterim. Ohri’ye varış için sık kullandığım iki yol varır. Birincisi Üsküp’den Kırçova yolunu takip ederek ulaşabilirsiniz. İkincisi Arnavutluk’tan Makedonya’ya giriş yaparsanız El Basandan Ohri’ye giden kapıyı geçmek için dağlara vurursunuz kendinizi.

Ohri’ye nereden girerseniz girin, ne kadar kalırsanız kalın gönlünüz bu şehri bırakıp gitmeyi hiçbir zaman kabullenemeyecektir. Ohri gölünün dinginliği, ufacık taş sokakları, Samuel’in kalesi, Sveti Naum’un huzuru her gelişinizde sizi daha sıkı bağlayacaktır Ohri’ye.

Antik tiyatroda anlamadığınız dillerde sahnelenen oyunları izlerken Ohrili gibi hissedeceksinizdir kendinizi. Gölün kıyısında kahve içmek için Kadmo Bar’a gidip macchiatonuzu söyledikten sonra fonda çalan sarı gelin türküsünün Makedoncasına denk gelme ihtimalinizle bir kez daha Ohri’ye gelmenin planlarını yapacaksınızdır.

Şehrin Arnavut kaldırımlı çarşısında yürürken parmak uçlarınızı yakan kikirikiyi yemeyi unutacaksınız ufacık balkonlardaki çiçekleri ve sandalyeleri izlerken.

 

Şehrin kalbinde Osmanlının varlığını hissettiren tarihi çınarın altına oturup şehri izlerken illaki birileri gelip size hoş geldiniz ana vatandan diyecektir. Ve İstanbul’da gördüğü, bildiği semtleri sayacaktır.

Çınarın çaprazında Halveti dergâhında bir sabah namazı zikrine katıldığınız vakit o halka da yıllarca bir eksik varmış ve siz gelince tamamlanmış olduğunu zikirden sonra şeyhin müritlerinin sunduğu kahveyi yudumlarken fark edeceksiniz.

Gün doğumunu gölün kıyısında karşılayım derseniz, bisiklet süren yaşını almış Ohrili dedelerle tanışıp bisikletlerini emanet alıp tatlı sudan dönüp gelmenize müsaade edeceklerdir. Sabah rüzgârında gölün kıyısında oltalarını atmış günün doğmasını bekleyen balıkçılarla sohbet ederken yanınızda kuşları yemleyen bir Ohrili’yi kesinlikle göreceksinizdir.

Tekrar çınara dönüp Ohri’de neler oluyor sorusunun cevabını bulmak isterseniz isminin aksine sakinliğiyle mutlu olabileceğiniz İstanbul Kahvehanesine gelmeniz yeterli olacaktır. Çayınızı söyledikten sonra mekânın işletmecisi güzel insan Cengiz abiyi ve eşi Selma ablayı görüp bir selam vermezseniz hiç gitmeyin Ohri’ye.

Buraya kadar geldik bir hatıra almadan dönmeyelim, derseniz incici Abidin’e uğrayın tezgâhında sürekli size ikram edilmek üzere bekleyen bir şeyler vardır. Sakın çalışanlarına siz Türkçeyi nasıl öğrendiniz diyerek canlarını sıkmayın. Balkanların zihnimizde soğuk ve savaştan ibaret olmasına hayıflanarak ve utanarak Hacı Durgut caminde bir safa dâhil olmak için sakin sakin adımlayın. Namazdan sonra imam Ömer beye selam verirseniz size çarşıda kaşarlı köfte ısmarlamak isteyeceğimden emin olabilirsiniz.

Tüm bu güzellikleri ufacık metrekarelik bir şehirde yaşamak ve her gelişinizde daha fazlasıyla karşılaşmak size Ohri’den ayrılmayı zorlaştıracaktır. Ve ben ne zaman Ohri’den İstanbul’a dönsem İstanbul’da yaşa(ma)yarak kendime eziyet ettiğimi düşünüyorum. Bir gün Ohri’ye yerleşirsem ufak bir dükkân açıp balkonlarını çiçeklerle doldurup turist olarak gelen insanlara memleketlerini sorup “A İstanbul mu?” deyip acımak istiyorum. Ohri’ye gidin veya hiç gitmeyin ama yine de gelin.

Ahmet Özcan