Belgrad’a sayamacacağım kadar çok gitmişimdir herhalde. Her gittiğimde yeni şeyler gördüm, yeni insanlar, yeni mekanlar, yeni sokaklar. Bu şehir her seferinde beni şaşırtmayı başarmıştır. İnsan şehrin karmaşası, kaosu, çok kültürlülüğü içinde kaybolup gidiyor. Kalemegdan’dan yeni şehri izlerken tarihte yolculuk yapıyor, Tuna nehrinin içinden doğan güneş insanı adeta büyülüyor ama o kadar da değil. Yani o kadar da büyülemiyor. Az büyülüyor.

Mesela İstanbul bu konuda daha iyidir. Ya da belki Roma. Aslında dünyadaki hemen hemen bütün şehirlerin günbatımı dünyanın en güzel gün batımıdır. Öyle ya, her şehir çok kültürlüdür, her şehir güzellikleriyle mest eder insanı. Her şehir sürprizlerle doludur. Dünyada tek bir şehir bile yoktur ki ziyaretçilerini her seferinde şaşırtmayı başaramasın. Bir de şu sokak mevzusu var. Nedense her gezi yazısı yazan, şehrin her seferinde yeni sokaklarını keşfettiğinden bahseder. En küçük şehirde bile yüzlerce sokak olduğuna göre, bir seferde bütün sokaklara girmiş olmak zaten düşük bir ihtimal. O yüzden şimdi geçelim bunları da, Belgrad’ın olayı gerçekten ne ondan bahsedelim.

Öncelikle Belgrad bir Osmanlı şehri değildir, Tamam Kalemegdan var ama o kadar Osmanlı yapısı her yerde var. Evet Sırp dilinin çok fazla Türkçe kelime barındırdığı da doğrudur ama biz ondan daha fazla Fransızca kelime barındırıyoruz dilimizde. Ayrıca bir yerleri Osmanlılıkla ele alacaksak önce İstanbul var, Halep var, Bursa var, Saraybosna var, yani Belgrad’a hiç düşmez bu sıfatı üstlenmek.

Avrupai şehir planı ve mimarisi ile anmak istesek Belgrad’ı yine ondan önce onlarca Avrupa şehri var. Tuna nehri dersen büyük çoğunlukla Bulgaristan’da, yemek kültürü desen yok, Balkanların merkezi olma özelliğini de büyük olmasından alıyor, yoksa bence Bosna daha Balkandır. En azından Sırbistan’ın güneyinde kalan şehirler daha Balkandır.

Onlarca kez gidip gelmemle edindiğim bilgilere ve yaptığım gözlemlere dayanarak şunu söyleyebilirim; Belgrad ne Osmanlı ne Viyana ne de Balkandır.

Belgrad Tito’dur. Evet, Belgrad’a has olan tek şey Tito’dur. Başka yerde göremezsiniz Tito’yu. Saraybosna’da her yerde resmi vardır mesela ama hiç inandırıcı gelmez adama, Boşnaklar o kadar sevmesine rağmen onu, Tito deyince akla Belgrad gelir.

Belgrad tarihi boyunca bir çok farklı kültürü kendi sosyal yapısına adapte etmiştir. Türk kahvesi de içer, Napolitan pizza da yer, Kalemegdan’dan Tuna nehrini de seyreder Belgrad. Ama hiç inandırıcı gelmez adama. Sanki bir yerden Tito çıkıverecekmiş de, o Türk kahvesini elinizden çekip alacakmış gibi hissedersiniz.

Emin Akben

Baška’nın 2. sayısında yayınlanmıştır