Farklı edebiyatlardaki eserleri karşılaştırmak, farklı kültürler hakkında bilgi edinmemizi ve aynı durumun farklı ya da benzer bakış açılarını görmemizi sağlar. Türk edebiyatının önemli hikâye yazarlarından Sait Faik ile Bosna-Hersek edebiyatına ait son dönem önemli hikâyecilerinden Miljenko Jergoviç, mekânı ve çevredeki diğer unsurları hikâyelerinde işleyiş tarzı bakımından benzerlikler göstermektedir. Farklı milletlere ait hikâyeler de olsalar teknik bakımından ortaklıklar bulunmaktadır. Arnold’a göre: ”Her yerde bir ilişki ve her yerde bir örnek bulunur. Tek başına hiçbir olay, hiçbir edebiyat başka olaylardan, başka edebiyatlardan kopuk olarak ele alındığında yeterince anlaşılmaz.” 

Bosna-Hersek edebiyatının son dönem hikâyecilerinden Miljenko Jergoviç, Saraybosna Üniversitesinde felsefe ve sosyoloji eğitimi gördü. “Gözlemevi Varşova” kitabını yayımladı. Daha sonra 1994 yılında “Sarajevo Marlboro” adlı günlük hayata dair kısa hikâye kitabını yayımladı. 

Modern Türk hikayeciliğin kurucusu olarak kabul edilen Sait Faik, klasik hikaye kurallarını yıkmış, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Daha çok kendisinden yola çıkarak çevresindeki izlenimlerini anlatan yazar, insan gerçeğini anlamaya çalışmıştır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek kendisine özgü bir tarz oluşturmayı başarmıştır. Saraybosna’da doğan Miljenko Jergoviç ise, Sait Faik gibi hikayelerinde hayatı aşırılıklara kaçmadan şiir tadında ifade etmiştir. Akıcı bir dille olayları anlatırken başka insanların dikkat etmediği küçük unsurlara farklı anlamlar yükler. Farklı milletlere ait olmakla birlikte iki yazarın tekniği ve bakış açıları arasında benzerlikler gösterilmektedir. İkisi de çevredeki canlı cansız unsurları kullanarak hikayelerinin temasını oluştururlar. 

Her iki yazarın hikâyelerinde mekân önemli bir karakter olarak karşımıza çıkar. Yaşanılan mekânlar, şehirler, aynı zamanda hayat öykümüzün belgeleridir. Her şehir binlerce, milyonlarca hayat saklar. Aynı zamanda geleceğe dair hayalleri de barındırır. İnsanlar yaşadığı mekânlardan izler taşır aynı zamanda izler de bırakır. Mekânla insan arasında karşılıklı bir alış-veriş söz konusudur. Bu alışveriş sadece mekânla sınırlı olmayıp insanın çevresindeki her nesne her unsurla varolan bir alışveriştir. Jergoviç’in hikâyelerinde Saraybosna’yı ele alış biçimi ile Sait Faik’in İstanbul’u ele alışı bakımından benzerlikler gösterir. Her iki yazarın hikâyelerinde şehir, olayların arka fonunda her zaman kendisini hisettirir. Okuyucu mekânı unuttuğu anda şehir yine karşımıza çıkar.  

Miljenko Jergoviç eserlerinde trajediyi göremeyiz.  Bosna savaşını hikayelerinde konu ederken dahi savaşın arka planındaki sıradan günlük hayatın fotoğrafını bize verir. Sait Faik ve Miljenko Jergoviç, yaşamın sahnelerini böylece küçük fotoğraflarla betimler.

Bildiğimiz gibi romanlarda, hikâyelerde mekân önemli bir unsurdur. ”Bachelard, ‘Mekânın Poetikası’ isimli eserinde ev, yuva, kabuk kavramlarından yola çıkarak en ilkel imgelemlerle mekânı açıklamaya çalışır. Kaplumbağanın, istiridyenin, çekirdek içinin kabuğu, kuşun yuvası, insanoğlunun kendisi için yaptığı evi ve inşa ettiği çevresi yaşamı mümkün kılan mekânlardır. ” (Özdemir, 2006:3) 

Mekân, tarihin ilk yıllarından itibaren insanın hayatını etkileyen önemli unsur olmuştur. İnsanoğlu en başta barınak problemini çözmüş ve çevresiyle karşılıklı iletişime geçmiş, hayatındaki her nesne gittikçe ayrı bir anlam, önem kazanmıştır. Kendisine göre anlamlar yüklemiştir. Şehirler, insanoğlunun kullandığı nesneler kültürünü, hayat felsefesini, dünyaya bakışı tarzını yansıtmıştır. Ayna görevini görmüştür. Aynı zamanda şehirler ve nesneler geçen sosyal zamanın göstergesi olmuşlardır. 

Mekânla, nesnelerle ve insan arasında zamanla güçlü bir bağ oluşmuştur. Öyle ki insanoğlu bunları kaybetmemek için zaman zaman çatışmaya girmiştir. Savaşların, kavgaların bir nedeni de budur. Kaybetmemek için canını feda etmeyi göze aldığı olur. 

Yazarlar, hikâyelerde farklı karakterler yaratarak mekânlara, eşyalara okuyucunun farklı bakmasını sağlarlar. Özellikle realistler için eşya çok önemlidir. Gerçeki anlatılan eşyalar okuyucu üzerinde çok fazla etki bıraktığı düşünülür. Bu yüzden uzun uzun tasvirler yapılır. Natüralistler bu konuda realistlerden daha da ileriye giderek çevreyi insan hayatıındaki en önemli unsur haline getirirler. Çünkü çevrenin insanın kişiliğini belirlediği düşünülür. 

Mekân, hikâyede birer kahraman olarak karşımıza çıkar. Hikâyede gerçekleşecek iyi ya da kötü olayları okuyucuya mekân aracılığıyla sezdirir. Hem Sait Faik hem de Miljenko Jergoviç mekânı eserlerinde birer kahraman gibi kullanmışlardır.

Sait Faik için Gümüş: ”Çağcıl ve yenilikçi bir değişimin başlıca yaratıcısıdır.” der. Jergoviç, Sait Faik gibi gelenekçi bir hikâyeci değildir. Bosna savaşının anlatıldığı “Sarajevo Marlboro” adlı eserinde yaşanılan savaşın trajik yönünü okuyucuya göstermek amacında değildir. Savaşın gölgesindeki insanların günlük yaşamını anlatır. Bu anlamda bu eser savaşı anlatan diğer roman ve hikâyelerden apayrı bir konuma sahiptir. Sıradan günlük yaşamla savaş biraradadır. Perde önünde küçük insanların, küçük uğraşları sergilenirken aslında perdenin diğer tarafında savaş devam etmektedir. Ancak savaşı konu edinen diğer eserlerde karşılaştığımız gözyaşı, çaresizlik, trajedi, acıma gibi durumları hafif dokunuşlarla geçiştirir. Savaş bir yerlerde sürüyordur ama hayat her şeye rağmen devam ediyor izlenimini okuyucuda bırakır. 

Sait Faik’in hikâyelerinde İstanbul önemli yer tutar. 

“Eftalikus’un Kahvesi” adlı hikayede: ”Taksim bahçesinde edebiyat meraklısı genç bir hayranıyla oturan yazarın bu gencin “Hikâyeyi nasıl yazarsınız? Sorusuna verdiği örnekleyici cevaplar anlatılır. Hikâyede bulundukları konum itibariyle Taksim Bahçesi, Harbiye ve Şişli’nin isimleri geçer. Yazar o civarda vakit geçiren kör bir adamın hayatının ve hissettiklerinin nasıl bir hikâye konusu olabileceğini genç hayranına anlatmaya çalışır.” 

Miljenko Jergoviç’in “Sarajevo Marlboro” adlı eserinde Sarajevo, olayların, hayatların arkasındaki asıl kahramandır. Savaş sırasında Saraybosna’da yaşayan insanlarıın hayatlarını abartısız, gündelik hayatlarını konu edinir. Savaş dönemi olmasıyla birlikte savaş ana olay değildir. Küçük insanlar ve Saraybosna ana karakterlerdir. “Yolculuk” adlı hikâyede yazar: “Saraybosna her zaman olduğu yerde. Ama biz artık orada değiliz.’ der. Görüldüğü gibi mekân öykünün önemli bir unsurudur. ”Bu unsurun varlığı metinleri öykü olmaya bir adım daha yaklaştırır. Mekân insanın konumunu belirtmesi açısından önemlidir. Ayrıca anlatıcıya farklı bakış açıları sağlar. Kahramanın mekana bakışı oradaki nesnelerle ilgili görüşleri ve tasvirleri kişilerin maddi kültürel ve ruhsal durumlarıyla ilgili ipuçları verir.” (Aydın, 2011:104) 

İki yazar arasındaki ortaklıklar sadece mekânı ve eşyaları eserlerinde kullanış biçimiyle sınırlı değildir. Üslûp bakımından da benzerlikler görmek mümkün. Miljenko Yergoviç, hikâyelerini yazarken bir arkadaşıyla konuşuyormuş gibi ifadeler kullanıp çok içten ve sıcaktır. Giriş bölümlerinde öykücü çok zaman harcamaz. Öykülerini olayın geçtiği yeri ve kişileri anlatarak başlatır. “Akbaba” hikâyesinde olayları anlattıktan sonra ”Her neyse, İzzet’in kapısında durmuş, kapıyı açmazsa boğazını keseceğini haykırıyordu.” ifadesini kullanıp sözünü tamamlar. “Her neyse’ sözü daha çok konuşma, sohbet ifadesidir. “Kütüphane” adlı hikayesinde de okuyucuyla sohbet eder gibidir. Cümlelerini yazarken 2. çoğul kişi ekini kulllanır: ”Kafanızın üstünde bir düdük sesi duyarsınız. Olay mahallini her zaman pencerenizden açıkça görebilirsiniz.” (Jergoviç, 2001:169) 

Jergoviç, halktan kopuk olmayan yalın samimi bir dil kullanır. Jergoviç’in dili okuyucuyu yormaz, sohbet havasında olup hikâye anlatıcısı değil de sizinle konuşan, biri rolündedir. Müzik nağmeleri gibi yazarın hikâyeleri sizi dinlendirir. Sait Faik’in üslûbuna baktığımızda onda da yenilikçi, sıcak bir teknik buluruz. Ertop: ”Dil bazen öykülerdeki yaşantının kendisi olur ve onunla özdeşleşir. Anlatım biçimiyle varolan öyküler yazmaya başlar bu dönemde. Konuşma dilinden, argodan giderek daha çok yararlanır.” (Akt.Tarhan Gündağ, 2009:18) Jergoviç ve Sait Faik sokağı anlatırken argodan sık sık faydalanır. Sait Faik, “Haritada Bir Nokta” adlı hikâyesinde: ”Ne yapalım gelmesinler. Kırmızı götlü ile davet mi ettik?” (Abasıyanık, 2012:108) 

Sait Faik, toplumsal sorunları anlatırken dahi şiirsel bir anlatım kullanır. Toplumda yaşayan küçük insanların birbiriyle olan çatışmasını, insan öyküsünü anlatma gayesindedir. Var olan çatışmalarda dahi her şeyden önce birey ön plandadır. Bu Jergoviç ile Faik arasındaki diğer bir ortaklıktır. Jergoviç’in “Hırsızlık” adlı hikâyesinde yazar komşusu Rade, bahçelerindeki elmaları çaldığı için onunla kavga eder, bu olayın ardından iki komşu arasında kavga olur ve yıllarca süren bir küskünlüğe dönüşür. Daha sonra savaş başlar ancak iki komşu arasında değişen bir şey olmaz onlar küçük dünyalarında elma hırsızlığından başlayan küskünlüklerine devam ederler: ”Aşağı yukarı yirmi yıl boyunca birbirlerine selam vermediler, tabii kız kardeşler de bir daha hırsızlık amacıyla gelmediler. Birçok ağustos, eylül geçti, elmalar aynı güzellik ve kışkırtıcılıktaydı, fakat iki aile birbirlerinin yüzüne bakmadan yan yana yaşamaya devam ettiler.” (Jergoviç, 2001:24) 

”Sarnıç’ta yayımlanan öyküleri inceleyen Peyami Safa bunlarla ilgili olarak; ‘Onun hiçbir öyküsünde muayyen vak’a, tahlil, tip aramayınız. Onun her öyküsü bir anılar sarnıcına rasgele daldırılmış bir avuçtur’ sözleriyle yazarın edebiyatımıza bir yenilik getirdiğini belirtir.” (Akt.Tarhan Gündağ, 2009:19) Bu ifadeyi Jergoviç’in hikâye kahramanları için de kullanabiliriz. Jergoviç, “Kaktüs” adlı hikâyesinde baş karakter olarak kaktüsü ele alır. Yazarın sevgilisi ona bir kaktüs hediye eder ve tüm hikâye kaktüsün etrafında şekillenir. Savaş döneminde sığınakta olduğu zamanlarda dahi savaş tehlikesine aldırmadan üst kata kaktüse bakmak için gider: ”Kaktüs hayatımızın keyifli bir ayrıntısı haline geldi. Bir duygusal ilişkiyi hatırlamaya değer kılacak türden bir ayrıntı.” (Jergoviç, 2001:21) Klasik hikâyecilikte bir kaktüsün hikâyenin merkezinde olduğu görülmez. Sait Faik’in “Zemberek” adlı hikâyesinde ise zemberek hikâyenin merkezindeki kahramandır. Okulda sadece Cemil’in saati vardır. Bir gün saatinin zembereği kırılır ve sınıfın alay konusu olur. Tüm hikâye zembereğin etrafında döner. 

Jergoviç’in “Tosbağa” adlı hikâyesinde yazarın eski bir arabası vardır. Tosbağa yazarın arkadaşıdır. Kendisini arabasına benzetir: ”Komşum Salko, mükemmel bir çift olduğumuzu gözlemlemişti. Koca kafam kısa boylu ama sağlam yapılı vücudumla ben yumuşak kavisleriyle o.” (Jergoviç, 2001:30) 

”Sait Faik öykülerindeki karakterler önemli değildir. Bu yüzden öykülerinin bazılarında kahramanlarına bir isim bile vermez. Yazar, bu karakterlere cinsiyetlerini anlatan sıfatlarla örneğin ‘bir kadın’, ‘bir kız’, ‘bir adam’ ya da yaşlarına göre ‘bir genç’, ‘bir çocuk’, ‘yaşlı bir adam’, ‘nine’ diyerek hitap eder. Bu durum, karakterlerin önemli olmadığını, önemli olan şeyin bir sorunun varlığını dikkatlere sunma olduğunu gösterir.” (Tarhan Gündağ, 2009:20) 

Jergoviç’in hikâyelerinde de kahramanlar önemli olmayıp sıradan insanlar ya da bir eşya hikâyenin kahramanı olabilir. “Sarajevo Marlboro” adlı hikâye kitabında kaktüs, bir hırsız, tosbağa, arabası, yüzük, Boşnak güveci, alabalık, akbaba, çan, mektup, saksafoncu, mezarcı, bahçıvanı hikâyelerin merkezinde görürüz. Mezarcının, bahçıvanın adları hikâyede geçmez. ”Edebi metinlerde başlık metnin kendisinden bağımsız farklı bir süreç değil, onunla bütünleşen metinle birlikte ortaya çıkan iletişim sürecinin ayrılmaz birer parçasıdır.” (Lüleci,2010:201) Sait Faik ve Jergoviç hikâye isimlerini belirlerken hikâyenin içerisinde geçen basit nesneleri hikâye ismi olarak kullanır. Sait Faik’te “zemberek, fındık”, Jergoviç’te “güveç, tosbağa” gibi. 

Her iki yazar da kötü olayları ele almakla birlikte hikâyelerinde kötümser, depresif bir atmosfer yaratmazlar. İki yazarın güçlü gözlem yetenekleri bulunur. Çevredeki en ufak eşyayı iyi gözlemleyip tasvir ederek hikâyelerini oluştururlar. Jergoviç’in “Bay Ivo” adlı hikâyesinde Bay Ivo’nun giyimini davranışlarını ayrıntılı olarak anlatır. ”Tosbağa hayatında ilk kez düzenli ve temizdi. Bütün o mazdaların hondaların toyotaların arasına sıkışmış romantik fütürüzmin altın çağından mimari modeli andırıyordu.” (Jergoviç, 2001:30) 

İki yazarın kahramanları hırslı değildirler. Büyük hayalleri yoktur. Aslında bu biraz da yazarların kendi dünya görüşlerinin kahramanlarına yansımasıdır. Sait Faik, hayatında hiçbir zaman çok gösterişli bir yaşam tarzı sürdürmemiştir. ”Sait Faik’in eserlerinde yazarın kendisiyle ve birbiriyle benzerlik gösteren anlatıcılerın olduğu bir gerçektir.” (Güven, 2010:7) Jergoviç de bu bakımdan Sait Faik’e benzer. Jergoviç’in “Boşnak Güveci” adlı hikâyesinde Zlatan zengin bir ailenin oğlu olmasıyla birlikte sevdiği kızla Zagrep’te yaşayabilmek için Boşnak güvecini yaparak aşçılığı dener. 

Eşyalar farklı anlamlarda karşımıza çıkar. Jergoviç’in “Hırsızlık” adlı hikâyesinde elma ağacı sadece bir ağaç değildir. Kahramana canlılık tazelik yaşam sevinci veren bir meyvedir. Sait Faik’in hikâyelerinde de gerçeklik farklı anlatılır. ”Sait Faik’in gerçeklik meselesine dikkat çeken Mehmet Kaplan onun gerçekliğe yaklaşımını şöyle değerlendirir: ‘Sait Faik hayata bakış ve anlatış tarzı bakımından gerçekçidir. Fakat o gerçeği sade dış görünüşü bakımından anlatmaz dülger balığında olduğu gibi çirkin dış görünüşünün arkasında iyi bir ruh derin bir anlam bulur. Sait Faik kainatın sadece dışını değil içini de görür.” (Aslan, 2007:30) Sait Faik, hikâyelerindeki nesnelere farklı anlamlar yükleyerek anlatır. 

Sait Faik ve Miljenko Jergoviç aynı dönemlerde yaşamamış olmakla beraber hikâye tekniği ve üslup bakımından benzerlikler göstermektedirler. Sait Faik geleneksel hikâye tekniğine bağlı kalmayıp mahalleleri, yoksulluğu, İstanbul sokaklarını, balıkçıları günlük hayatını anlatarak aslında kendi kişiliğini de ortaya koymuştur. Onun yaşam tarzını hayata bakış tarzını hikâyelerinde yakalamaktayız. Bu bağlamda Jergoviç de “Sarajevo Marlboro” adlı hikâye kitabında Saraybosna’da çocukluğundan itibaren karşılaştığı kahramanların sıradan hayatını anlatırken kendi geçmişinden, yaşam tarzından sahneler bize sunar. 

Toplumsal çalkantıları kendi ruh dünyalarındaki süzgeçten geçirdikten sonra okuyucuyla paylaşırlar. Geleneksel kalıplardan sıyrılarak en basit nesneyi en sıradan mekânı öykülerinde işleyip en trajik durumları ise basitleştirerek verirler. Sait Faik’in hikâyelerinde toplumu değiştirmek ya da bireyi değiştirmek gibi birtakım fikirler empoze etmek gayesi yoktur. Hatta bu yüzden zaman zaman eleştiriye uğramıştır. Jergoviç de hikâyelerinde böyle bir maksat gütmez. En küçük ayrıntıyı dahi atlamadan bir kompozisyon çizer. 

 

 

 

 

 

Sibel Bayram

Bu yazı Başka Dergi’nin 4. sayısında yayınlanmıştır.