Bu şehirde şoför olmak hem rehber hem bodyguard hem de politikacı olmak gibidir. 

Bilenler bilir, yıllardır Saraybosna’da yaşıyorum. Biz ona aslında Sarajevo deriz. Bu Sarajevo’da belli başlı taksi firmaları vardır. Žuti (Sarı) Taksi, Crvena (Kırmızı) Taksi, Samir&Emir, Kale, Sarajevo Taksi gibi…

Hepsinin belli başlı özellikleri vardır. Mesela Žuti Taksi en ahlaklı taksi firmasıdır. Arabaları ekseriyetle 1995-2000 arası VW’lerden oluşur. Golf 3’den başlar Passat’a kadar gider arabaları. Pek konforlu değildir ama en yakın mesafe için bile trip atmaz şoförleri, işlerini yaparlar. O yüzden halkın gözü genelde Žuti Taksi’yi arar. Ama bu taksinin kötü yanı yaygın olmamasıdır. Diğer firmalara göre daha az arabası vardır. Mesela Crvena Taksi de tercih edilesidir ama o da pek yaygın değildir.

Şehirdeki en yaygın taksi Sarajevo Taksi’dir. Zaten eğer Saraybosna’ya giderseniz bunu fark edersiniz. Havalimanında dahi Sarajevo Taksi sırası bekler sizi. Bu taksi firmasındaki arabalar ekseriyetle lükstür. Son model Mercedes’e denk gelirseniz şaşırmayın yani. Araç sahipleri de öyle araç şoförü değil bizzat aracın sahibidir. Bu firma şehirde dolaşan dedikodulara göre mafyadır. Arkası sağlam olduğu için müşterilere de istediği gibi davranır. Kısa mesafeye gitmez, giderse de fiks ücret alır. Eğer bagajınız varsa ekstra para alır. Havalimanına gidiyorsanız taksimetre açmaz. Havalimanından şehre inecekseniz yine taksimetre açmaz. Bindiniz, şoför baktı trafik var, gideceğiniz yere kadar baya zaman geçecek, o zaman sizi yolun ortasında indirebilir, gibi gibi…

Neyse, bir gün İstanbul’a döneceğim. Bulunduğum yerden taksiyle havalimanına yaklaşık olarak 15 KM (Konvertibl Mark) yani 7,5 Euro bir şey tutması lazım. Bende de tam 15 KM var. Cüzdanımda Türk parası ve Dolar var. Euro olsa gene kurtarırım ama aceleden yapamadım, uçağa da yetişmem gerekiyor. Şansıma telefonumda kontörüm de bitmiş, dolayısıyla Žuti Taksi’yi arayamıyorum. (Bosna’da taksiler gelirken taksimetre açmaz) gözlerim bir yandan Žuti diğer yandan Crveni Taksi arıyor ama yoklar. Bu esnada cayır cayır Sarajevo Taksi geçiyor. Hem prensip gereği hem de elimdeki bagajla havalimanına gideceğim için taksimetreyi açmayacağını bildiğimden durdurmuyorum. Ama zaman da geçiyor, havalimanına yetişmem gerek.

Daha fazla sabredemedim ve Sarajevo Taksi’lerden birini durdurdum. Adam durdu. Valizimi bagaja koydu. Ben sormadan aerodrom, dedi. Ben de da dedim. Turčin  dedi. Yine da dedim. Tam şoföre; bak cebimde 15 KM var, daha fazla tutarsa veremem, diyecekken lafa daldı; Ben Türkiye’ye en az 15 defa gitmişimdir, dedi. Hadi ya ne güzel, dedim (bunlar hep klişe taksici muhabbetleridir). Ama bayadır gidemiyorum dedi. Neden diye sordum ve devam ettim: Sizin paranız eskisine göre Türkiye’de daha değerli. Tam gidilecek zaman. Hem Pegasus, Atlas Jet gibi firmalar da var, Türk Hava Yollarına muhtaç değilsin, diye de ekledim. Valla, savaştan önce çok giderdim ama artık gidecek ne zamanım ne de param var. Tüm bunlar konuşulurken adamın taksimetreyi açmadığını fark ettim. Tam bu durumu söyleyecekken yine lafa girdi. Bak dedi, Biz eskiden çok güçlü bir ülkeydik. Ben o zaman Türkiye’ye tatile gidiyordum, alışverişimi de oradan yapıyordum dedi. E peki neden şimdi gidemiyorsun, hiç mi durumun el vermiyor? diye sordum. Savaş patlayınca, bizim gibi burada kalıp savaşanlar, bugün kıt kanaat geçinip hayatta kalma mücadelesi verenler oldular, ama savaşta kaçıp tekrar buraya geri gelenler iş sahipleri ve patronlarımız oldular, dedi. Bu araba senin değil mi? diye sordum. Benim ama kendi zevkim için kullanamadıktan sonra benim olsa ne fark eder, diye cevap verdi. Peki o zaman niye Sarajevo Taksi’de çalışıyorsun? diye sordum. Ne demek istediğimi anladı. Neden diğer firmalarda çalışmıyorsun demek istemiştim. Bak dedi, burada bütün firmaların sahipleri aynıdır, hepsi üç kağıtçıdır. Bu şehirde şoför olmak hem rehber hem bodyguard hem de politikacı olmak gibidir. Eğer sadece bir tanesi isen, Žuti’de çalışırsın, eğer ikisi isen Crveni’de, eğer bu üç özellik sende varsa Sarajevo Taksi’de çalışırsın. 

 

-Bende bu üç özellik de yok. Ama ben bu şehrin en iyi şoförüyüm. 

-Neden?

-Çünkü savaştan önce rahmetli Başbakan Cemal Bijedic’in şoförlüğünü yaptım. Benim CV’im güçlü.

 (Bu sırada gülüyoruz).

Havalimanına varmak üzereyken muhabbetin verdiği samimiyete de dayanarak taksimetreyi soruyorum, e açmadın diyorum. Gülüyor. Jebo te! diyor. Unutmuşum! Neyse sen 10 Mark ver oradan buraya en fazla o kadar yazardı diyor. 10 Markı veriyorum. Geriye 5 Mark kalıyor. Onla da check inden sonra bir Boşnak kahvesi söylüyorum kendime…

Enes Güler

Aerodrom: Boşnakçada havaalanı demektir.

Da: Boşnakça ve bir çok slav dilinde ”evet” anlamına gelir.

Turcin:  Boşnakçada Türk manasına gelir. Cümle içerisinde soru kalıbıyla ” Türk müsün ” manasında kullanılmıştır.

Jebo te: Sık sık duyabileceğiniz bir küfürdür. Beklenmedik gelişen olaylar için kullanılan bir nidadır.