Balkanların İslamlaşma süreci Anadolulu ve çoğu kez de epik bir bakış açısı ile irdeleniyor. Kahramanlık hikayeleri zamanla gerçeğin yerini alıyor ve üzerimize yapışmasını istemediğimiz bir algıya sürekli olarak muhatap kalıyoruz.

Barbar ve Zorba Türkler algısı.
Peki hiç mi payımız yok?

Saltukname diye bir eser var. Akıllara zarar ifadelerle dolu.
Katliam, kiliseleri yakma, papazları öldürme, zorla müslüman etme tehditleri ve daha nice şey.

Bu tür mitoslarla kendimizi anlatırken zorlanırız hatta daha doğru ifade edecek olursak bir parça elimize yüzümüze bulaştırırız. Bunlar belki bir zamanlar heyecan duygularımızı kabartması için yazılmış şeylerdir ve faydaları bile olmuş olabilir. Ama o kadar! Fazlası değil!

Sarı Saltuk ve hoşgörü kelimelerinin neye göre kullanıldığı da bir soru işaretidir. Bunları yanyana kullanırken iki kez düşünmeliyiz zira kaynaklar bunu söylemiyor. Bizatihi Sarı Saltuk efsanesi hakkındaki tek ciddi kaynak olan SALTUKNAME’yi baz alırsak, Rumeli Erenleri kelimesinin içerisinde Saltuk lafını kullanmak bile lüks olur.

Bizler bunu sıklıkla dillendirdikçe birilerinin dikkatini iyiden iyiye çekeceğiz ve “Yahu şu Saltuknameyi bir de Bulgarca ve Sırpçaya çevirelim” diyenler de çıkacaktır.

İşte o vakit görün şenliği.

Bu nevi epik bakış ve mitoslara gerçekmiş gibi prim verilmesi ile hep bir şeyler eksik kalıyor ve kalacak da. Balkanların İslamlaşması incelenirken İslam’ın balkanlarda ne şekil aldığını, ne saikler yolu ile bölgeye girdiğini, bölgedeki Hıristiyanlığa neleri kattığı ve tabii ki yerel Hıristiyanlıktan neleri aldığı da önemlidir. Eğer bir bektaşi şeyhi ile bir ortodoks rahibi yanyana oturtur iseniz giydikleri giysilerin rengi hariç diğer herşeyin aksesuarlarına dek birbirine çok benzediğini görürsünüz.

Balkanların İslamlaşmasında bektaşiliğe çok referans edilmesi de enteresandır. Ama bazı soruları sormak gerekiyor.

1-Sözüm ona Bektaşilik yolu ile İslamlaşan (?) Balkanlarda neden Bektaşilik sadece bir ufak fraksiyon olarak kalmıştır?

2-Sarı Saltuk diye birisi gerçekte var mıdır? Bu kişiye çok benzeyen Hıristiyan figürleri ile Sarı Saltuk maceraları arasındaki paralellik, akademik olarak çalışılmış mıdır?

3-İslamlaşmayı açıklarken bir sevgi dervişi gibi refere ettiğimiz Sarı Saltuk’la ilgili bilgiler hakkındaki tek kaynak Saltukname’dir. Bu esere göre aslında Kafa kesen, adamı ortadan ikiye ayıran, kilisede misafir olarak kalan ve sabaha karşı 40 kadar rahibi öldürerek kiliseden ayrılan Sarı Saltuk (aynen bu şekilde Saltuknamede geçer) figürünü Saltukla beraber servis ettiğimiz “Rumeli ereni” algısının neresine ekleyeceğiz? Saltukname denen eserde yazan ifadelerin yenilir yutulur yanı yoktur.

4-Bu hikayeler ile Balkanlarda Türk dönemini yermek için ellerine geçen her malzemeyi kullanan Sırp, Bulgar ve Yunan tarihçileri gibi kimselerin eline silahımızı veriyor olduğumuz neden gözden kaçırılır?

5-Ülkede Sarı Saltukla ilgili konferans ve sempozyumlar düzenlenirken çağrılan Balkan akademisyenlerinden birisi bu Saltuk neymiş? deyip araştırsa ve komple İslamlaşma mitosunu hesabına bakiye ettiğimiz Sarı Saltuk’un Balkan ülkelerinde haberlerde nasıl anlatılacağını birileri düşünmüş müdür?

6-İslam bir din olarak değil, idareye ve otoriteye duyulan bir saygı ve onu benimseyen Türklerin idari, hukuk, mimari ve sanatta gelişen üst kültürünü benimseyiş olarak yayılmıştır. Efsaneleri ve mitosları kendimize saklayabiliriz. Ancak gerçeklerden bahsederken bunların arasına Saltuk’ları koymayalım.

7-Şeriye ve kadı sicillerine bakarsanız Girit adasında Hıristiyanların evlenmek için kendi kurumları yerine Kadı efendi önünde evlenmeyi tercih ettiklerini görürsünüz. Bektaşilik ve Saltuk bunun neresindedir? Kurumlara güven ve devlete sevginin, sempatinin ifadesidir bunlar.

Kimse elde kılıç sağı solu doğrayan bir Sarı Saltuk duymak istemez. Siyasetçilerimizin de söylemlerinde Sarı Saltuk gibi kahramanlar ile “Evladı Fatihan” gibi artık sahadaki insanların gönül dünyalarında bir kıpırdanış sebebi olmayan ve onların çoğunun sahiplenmediği klişe laflardan uzak durması gerekir.

Mesela Boşnak ve Arnavutlar Evlad-ı Fatihan mıdırlar? Değildirler. İslamlaşan kardeş milletlere o bölgeleri fetheden Türklerin soyundansınız der iseniz bu bir reaksiyon getirir. Babanız Türktü algısına yol açar ve devamını getirmeyeyim…

Ek olarak akademisyenlerimizden bilhassa tarihçilerin ağzına adeta yapışan ve dillerine pelesenk ettikleri “KOLONİZATÖR DERVİŞ” kelimesi de ayrı bir garabettir ve kendi ayağımıza sıkmanın ta kendisidir.

Kolonizasyon, batılı bir kavramdır. Sömürgecilik ve coğrafi keşiflerle başlayan bir kavramdır.

Biz hiç bir yeri KO-LO-Nİ-ZE ET-ME-DİK!!!

Kolonizatör derviş kelimesini sarfeden kişi eğer ihanet maksadı taşımıyor ise, aptalca ve ahmakça demek istemiyorum ama cahilce ve mantıksızca bir okuma yapmıştır.

Dervişler bir şeyi Allah rızası için yapar. Orayı Türkleştirmek için değil! Kolonizatör dediğiniz vakit ülkenin hakim unsurunun orada yayılmacılığını ve koloni teşkilini kastedersiniz.

Yaptığınız tebliği de bu kelimeden sonra açıklayamazsınız!

Kolonize etti isek bu coğrafyada Sırp, Sırp gibi, Yunan, Yunan gibi, Bulgar, Bulgar gibi, Romen, Romen gibi nasıl kalabildi de günü geldiğinde bize karşı baş kaldırarak ayrıldılar?

Kolonize ediyorsanız din sadece araçtır amaç değil!
İspanya’nın Amerika kıtasını kolonize etmesi ve her yanında kiliseleri kurması, İnka ve Azteklerin direnişini zamanla yok etmek için onları kilise yolu ile Vatikan’dan emir alır hale getirmek gibi kavramlar kolonizasyondur.

Onların zamanla İspanyolca konuşup dillerini unutmaları, tüm yer isimlerinin zamanla tüm yer isimlerinin de İspanyolca olması kolonizasyonun ta kendisidir.

Batılı kavramlarla Balkanlarda İslamlaşma ve Türkleşmeyi açıklamak her tarihçinin geri durması gereken bir durumdur.

Yrd. Doç. Dr. Yüksel Hoş

Bu yazı Başka Dergi’nin 5. sayısında yayınlanmıştır. Her hakkı mahfuzdur. İzinsiz paylaşılamaz.