Troleybüs bekliyorum. Bursa yazıyor. İçimdeki içlikte. Koyun yünü. Ama kâr etmiyor. Bulunduğum noktadan Avaz kulesini görüyorum. -22 yazıyor. Hadi lan diyorum. En az -25’tir o. Eksiden bahsederken en az mı en çok mu demem gerektiğine dair kafam karışıyor. Sanırım beynim dondu. Belki de donmak üzeredir. Troleybüs bekliyorum.

Nihayet gelmiyor. Gelmiyorsa hiç gelmeyecektir. Bu burada bir kanundur. Kimse çok fazla beklenmez. Büfedeki abla uyarıyor, elektrikler yok troleybüs de gelmez diyor. Acaba o içeride nasıl ısınıyor? Avaz kulesindeki derece tabelası değişiyor.

‘’-21’’

Bu ülkede ilk defa  bir güncellemeye şahit oluyorum. Ona da inanasım gelmiyor açıkçası.

Uzaklara bakıyorum bir umut. Belki troleybüsün başı gözükür diye. Yok. Sarajevo taxiye bineceğim sanırım. Cebimde feningler var. Hepsini toplasam belki bir kaç mark ederler. ‘’Bir kaç markla, Sarajevo taxi ile’’ Bu bir fıkranın başlangıcı olabilirdi. Olmadı. Yürüyorum. Ilıca’ya doğru. Ilıca burada banliyödür. Banliyölere yürümek zordur. Bu bir kuraldır.

Yürüdükçe hava ısınıyor. Kalp atışlarım arttıkça içimdeki içlik yüzünden terlediğimi farkediyorum. Derken troleybüs geçiyor. Ve ben durakta değilim. Bir sonraki durağa da çok var. Burası transit dedikleri bir yol. Transitteyim. Bu burada bir jargondur. Yolumu değiştiriyorum. Ana caddeye çıkıp tramvaya binmeye karar veriyorum. Ana caddeye çıkmak için harcadığım enerjiyi transitte yürüyerek değerlendirseydim bir sonraki troleybüs durağına varmış olacağım gerçeği canımı biraz sıkıyor, ama o kadar da değil. Allahtan tramvay hemen geliyor. Biniyorum ve iniyorum. Biner binmez bilet kontrolcüleri geliyor çünkü. Tramvay maceram çabuk bitiyor. Bir sonraki tramvayı bekliyorum. Elimdeki feningler bir kaç mark etmiyormuş. Bunu idrak ediyorum. Bilet alacak param yok. Hava soğuk. Vatman insafsız.

-Evden çok uzaklaşmış olamam. En iyisi geri döneyim ben.

Evet en iyisi bugünlük Ilıca’ya gitmemek. Oysa bana borcu olan arkadaşımdan paramı alacaktım. Ben gitmesem o hayatta gelmez. Paran olmadan aslında senin olan parayı da alamıyorsun. Bu burada bir kuraldır.

Ev yolunda pekara stadion var. En ucuzundan 5 tane kifla alıyorum. Bütün paraları bozuk verince fırıncı seviniyor.

Eve giriyorum. Kapıyı kapatıyorum. O esnada gözüm Avaz kulesine takılıyor.

‘’ -19’’

-Hadi oradan sen de!

Bursa içliğimi çıkarıyorum. Donuyorum. Bu bir paradoks olmalı. Ama gerçek aslında buz gibi gerçek. Burası soğuk memleket!

Fenning: Kuruş
Pekara: Pastahane fırın
Kifla: Hilal şeklindeki poğaçamsı ekmek