“kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde”
İsmet Özel

Ses çıkarmamak, olaylara kayıtsız kalmak insanın en kolay kaçış yoludur. Karşısında, gözlerinin önünde bir haksızlık olduğunda susmak, insan için en kolay ve güvenli seçimdir. Üç maymundan birisi olmuştur ve tamamen masum olduğuna inandırır kendini; peki ne zamana kadar? Birileri tarafından sorgulanana kadar mı? Hayır, kendisiyle yüzleşmeye başlayana kadar çünkü insanın kaçamayacağı tek sorgulama budur. Hakim de kendisidir, zanlı da; olanların sorumlusu da kendisidir, cezayı verecek olan da. Peki ya kendisini suçlu bulursa cezasını kim verecektir? İnsanın kendi kendine ceza vermesi aslında pek basit görülebilir fakat aslında gerçek çok daha farklıdır, başkasının verdiği ceza sonucunda belki belirli bir süre haklarından mahrum olabilir ve cezasının bitişiyle beraber ‘acı’sı biter fakat kendine verdiği ceza bir ömür sürecek bir pişmanlıktır.

Krugovi (Kesişen Hayatlar), tam da insanın pişmanlığı ve suçluluğu üzerine kurulmuş; sessiz kalanların sessizliğine belki bir ömür lanet ettiğine tanık olduğumuz, suçu işleyip başkası tarafından cezalandırılanların ise belirli süre hak mahrumiyeti ile kendilerini kurtardığını gördüğümüz bir film.

Bosna, 1993. Üç Sırp asker Müslüman bir sivili döverken meydandaki herkes sadece gözlerini kaçırmakla yetinir. Kendisi de asker olan Marko yerde tekmeler yiyen Haris’i kurtarmak için ayaklanır, adaletsizliğe karşı gelmeye karar vermiştir. Etrafta onlarca insan gözlerini çevirip olanları görmezden gelirken Marko’nun bu çıkışı elbette ‘cezasız’ kalmayacaktır. Adaletten taraf olmak her zaman güzel sonuçlar doğurmaz, özellikle adaletle muamele etmeyen insanlarla muhatapsanız. Marko’nun müdahale edişini gördükten sonra bir anda 12 yıl sonraya gideriz; her şey değişmiş, savaş bitmiştir. 12 yıl öncesinde ne olmuştu? Marko’nun müdahalesinden rahatsız olan askerler Marko’yu onlarca insanın ortasında döverek öldürmüştür. Marko’yu döverek öldüren askerlerden biri olan Todor, yıllar sonra bir kaza sonucu hastaneye kaldırılır. Ameliyatı yapıp Todor’u kurtarabilecek tek doktor ise Marko’nun arkadaşıdır. Kesişmelerden birisi burada yaşanırken diğeri de Marko’nun sevdiği kadın Nada’nın başkasından olan çocuğuyla beraber Haris’in yanına gelip yardım istemesidir. Üçüncü ve belki en büyük kesişme Marko’nun babası olan Ranko ile Marko’nun katillerinden olan Bogdan’ın beraber çalışmasıdır. Tüm bu kesişmeler kendi içerisinde bağlantılı olduğu gibi birbiriyleriyle de bağlantılıdır. Bu bağlamda filmin içinde nedensellik olgusu izleyicide soru işareti bırakmayacak bir biçimde işlenmiştir.

Yönetmen Srdan Golubevic, filmin sonunda belirttiğine göre Sırp askeri Srdjan Aleksic’in gerçek hikâyesinden yola çıkıyor fakat filmin sorduğu sorular ve yerleştirdiği küçük detaylarla meselesini hem evrenselleştirmeyi hem de felsefi bir bütünlük içinde sorgulamayı beceriyor. Kesişen Hayatlar, suçlunun kim olduğunun sorgulanmasından çok ‘suçluluk psikolojisi’ üzerine yoğunlaşıyor ve bu bağlamda tarihselci bir bakıştan öteye geçerek genel geçer bir meseleyi anlatıyor. Suçluluğun kişininin hangi pencereden baktığına göre değişen bir yapıya sahip olduğunu ve bu doğrultuda mutlak suçlunun aslında hiçbir zaman tam olarak bilinmeyeceği mesajını veren yönetmen yine de kendi tarafını belli etmekten çekinmiyor. ‘Savaşın doğası gereği’ putunu kıran yönetmen, suçun ve vicdanın her zaman geçerli olan kavramlar olduğunu anlatıyor. Marko’nun öldürülmesini izleyenler evlerine gittiklerinde ya da bir zaman sonra bununla yüzleştiklerinde bir bahane ararlarsa, onlar da savaşa sarılmayacaklar mı? Katilleri gösterip içlerini ferah tutmayacaklar mı? İnsanların gönüllerini rahatlatmak için yaptığı bu öz-avuntular ne zamana kadar sürecek? Bir gün gerçek suçluları ararken kendilerine de bakacaklar mı? Film, bu sorulara cevap aramak üzere çıktığı yolculukta, izleyenleri umut verici sonuçlara değil aksine umutlarını yok eden sonuçlara götürüyor.

Umutları yok eden cevaplar karamsar bir tablo çiziyor elbette. Bu karamsar tabloyu destekleyen birçok unsur da var filmde, en önemlisi de oyunculuklar. Filmin negatif enerjisini oyuncular üzerinden gözlemlemek oldukça mümkün, yaşananın üzerinden onca zaman geçmesine rağmen insanlardaki ‘ifadesizlik’ devam ediyor ve neredeyse tebessüm eden bir karaktere bile rastlanmıyor. Oyuncuların salt yeteneklerinden ziyade filmin karakter tasarımı da bunda etkili tabii ki. Özenli bir biçimde oluşturulmuş karakterlerin filmde boşluk bırakmayacak şekilde tasarlanması, birbirleriyle ve ‘öz’leriyle çatışmayan eylemleri filmin akışını ve atmosferini destekliyor.

Senaryonun giriftiliğini başarıyla taşıyan oyunculukların yanı sıra filmin estetiği ve anlatım dili de filmin öne çıkan unsurlarından. Karakterlerin yalnızlığı, mutsuzluğu ise filmin görselliğine sirayet ediyor. Golubevic, Bosna’da geçen bölümlerde savaşın tahribatını sarı tonlarıyla, Almanya’daki sahnelerde tutunamama ve yabancılık hissini gri ve mavi soğukluğuyla mekanlar üzerinden kuruyor. Mekan seçimi ve kullanımı karakterlerin psikolojilerinden ve geçmişlerinden izler taşırken aynı zamanda bu mekanların kullanımındaki estetik başarı seyircinin filmin duygusunu hissetmesini kolaylaştırmış. Kurgusal zemindeki gitgeller bu estetik görüntüler ve başarılı mekan kullanımıyla birleştirilince her anlamda vasatın üzerine çıkan bir film olmuş; tek taraftan sarkması önlenmiş.

Kesişen Hayatlar, Marko’nun ölümü üzerinden savaş yıllarını, savaş atmosferindeki insanların psikolojik altyapısını, etrafındaki insanların nasıl etkilendiğini, geride kalanların ölüm ile yüzleşmelerini, suçluluk ve pişmanlık duygularını ve daha birçok şeyi gerek biçimsel gerek duygusal olarak başarıyla anlatan bir film. Tarihsel düzlemde okunabileceği gibi evrensel bir bakışla da okunabilen film sadece yapıldığı döneme hitap eden bir şey olmaktan uzaklaşıp yıllar sonra da izlenecek bir yapıt olarak kendini gösteriyor.

Talha Ulukır