Kramponların çivileri betonun üzerine çarpıyordu. Oyuncular ağır ağır beyaz duvarlardan oluşan ve ışığı iyice kısılmış tünelden geçiyorlardı. Nihayet oyuncuların huzursuz bacakları onları ele vermeye başlamıştı. Yüzlerindeki donuk ifade bütün gerginliklerini ortaya çıkarıyordu. Karşı takıma ara ara baksalar da bu alışkanlığın getirdiği bir şeydi.

Tünelin duvarları gürültünün dalgalanması altında titriyordu. Yaklaşık 50.000 taraftar tribünde kulakları sağır eden bir atmosfer yaratmıştı ve futbolcuların sahaya attıkları ilk adımla birlikte ses daha da yükselmişti. Predrag Mijatovic, her zamanki gibi ağzında sakızı ile Yugoslavya takımını Kızılyıldız stadına çıkardı, Kızılyıldız stadı daha çok ‘’Marakana’’ adıyla bilinir bu arada…

Mijatovic ve arkadaşlarının rakibi Hırvatistan milli takımı ise Zvonimir Boban önderliğinde sahaya giriyordu. Tarih 18 Ağustos 1999’du. Belçika ve Hollanda’nın ortaklaşa düzenlediği Euro 2000 Avrupa Şampiyonası elemeleri için karşı karşıya geleceklerdi. Bu, yıllarca hüznü ve sevinci aynı renkler altında paylaşan iki takımın farklı takımlar olarak karşı karşıya geleceği ilk maçtı.

Aslında hikaye 12 yıl öncesinden başlıyor. Yugoslavya 20 yaş altı milli takımı, Avrupa’nın en iyi 6 takımından biri olarak Şili’de düzenlenen Dünya Gençlik Şampiyonası’na katılır. Bu onların turnuvaya 2. kez katılışı olacaktır. İlk katılışları grup aşamasından çıkamadıkları 1979 Japonya Şampiyonası’dır. O takımdan daha sonra Mehmed Bazdarevic ve Boşko Djurovski  gibi yıldızı parlayacak bir çok oyuncu çıksa da; takımın olgunlaşma süreci 80’lerde beklenen büyük parlamayı gerçekleştiremez ve Yugoslavya milli takımı 84’ Avrupa Şampiyonasında talihsiz bir bir serüven yaşar. Dahası, aynı ekol 1986 Dünya Kupası ve 1988 Avrupa Kupasına da katılamaz.

Şili’ye giden genç takımın yolculuğu Yugoslavya halkı için fazla önem arzetmiyordu. Takım sessiz sedasız bir şekilde yolculuğa koyulmuş, sadece bir muhabir onları takip etmişti. Medya olan bitenden oldukça habersizdi. Takımın fotoğrafı bile alınmamış; sadece Yugoslavya Futbol Federasyonu başkanı ve Real Madrid’in eski hocası Miljan Miljanic objektiflere poz vermişti.

Şili’ye giderken üç önemli futbolcu evde kalmıştı; Siniša Mihajlović, Vladimir Jugović ve Alen Bokšić. Yugoslavya Futbol Federasyonu bu oyuncuların kendi klüpleri için kullanılmasını tavsiye etmişti. Kaptan Aleksandar Đorđević ise sarı kart cezalısı olarak ilk maçı kaçıracağından Güney Amerika’ya götürülmemişti. Açıkçası elde kalan ekip hiç güven vermiyordu. Bu takımın görebileceği olsa olsa üç maçtı ve sonrasında eve dönüş…

Ama takım taş gibi çıkmıştı! Ünlü hocaları Mirko Jozic; iki yıl sonra Şili takımı Colo-Colo’yu çalıştıracak ve Libertadores kupasını kazanacaktı. Bu kupayı bir Şili takımına kazandıran da ilk hoca olarak tarihe geçecekti. Kalede Dragoje Lekovic vardı. Savunmada Branko Brnovic, Robert Jarni ve Goran Petric. Orta Saha ise adeta yaratıcılık ve yetenek patlaması yaşıyordu. Robert Prosinecki, Zvonimir Boban ve Igor Stimac; forvet hattındaki Predrag Mijatovic ile Davor Suker’e eşlik ediyordu.

Takımdaki gevşek atmosfere rağmen ve takımı takip eden tek muhabir Toma Mihalovic’e göre; Jozic’in oyuncuları gece klüplerinde geç saatlere kadar eğlenmelerine rağmen turnuvaya çok iyi başlamıştı. Turnuvanın ev sahibi Şili, açılış maçında daha 15. dakikada Boban’ın golüyle geriye düştü. Hemen sonra skoru eşitleseler de Yugoslavya kumar oynamadı ve Stimac durumu 2-1’e getirdi. Suker de en iyi bildiği şeyi yaptı ve golünü atarak farkı iyice açtı. Yugoslavya turnuvanın açılış maçında 67.000 taraftarının önünde Şili’ye sahayı dar etmişti.

Artık bir maç daha kazanması Yugoslavya’yı çeyrek finallere taşıyacaktı. Avustralya’yı Suker’in 2, Brnovic ve Boban’ın birer golüyle 4-0 geçmesi eve erken dönmeyeceklerini müjdelemişti. Grubun son maçında ise Togo’yu 4-1 gibi net bir skorla geçtiler. A Grubunu lider bitiren Yugoslavya, artık çeyrek finalde azametli Brezilya ile oynamak için gün sayıyordu.

‘’Hepimiz için bir dönüm noktasıydı’’ diyor Mijatovic. Brezilya mükemmel oynuyordu ve 1-0 öne geçmişti. Ama bu durum uzun sürmedi ve 52. dakikada Yugoslavya sağ kanattan bir serbest vuruş kazandı. Boban ortaladı ve Mijatavic gol atması için en uygun pozisyonda bekliyordu.

‘’Bu benim ilk kafa golümdü, hayatımda bir ilkti’’ diyor Mijatovic. ‘’Tv’de pozisyonun tekrarlarına baktığımda o zıplayanın ben olduğuna inanamadım.’’

Boban mükemmel bir orta açmıştı ama ondan daha iyi bir kafa Buducnost Titograd’ın forveti Mijatovic’den gelmişti.  Yugoslavya geri dönmüştü!

Uzatmaların kaçınılmaz olduğu artık anlaşılmıştı. Yugoslavya 20 metreden serbest vuruş kazandı ve Prosinecki o sapsarı saçlarıyla takımının kaderini ellerine almaya karar verdi. Hiç gerilmeden mükemmel bir vuruş yaptı. Ronaldo Giovenelli koruduğu kalede hareket bile edemedi. Top kimsenin beklemediği köşeye gitmişti.

Mavili çocuklar sahanın etrafında koşmaya ve Prosinecki’nin sunduğu son sanat eserini kutlamaya başladılar. Taraftarlar tribünlerde, ortasında beş köşeli yıldızı olan mavi, beyaz ve kırmızı renkli bayrakları dalgalandırıyorlardı. Bu Yugoslavya’nın Estadio Nacional’de oynadığı dördüncü maçtı ve dördüncü galibiyetlerini almışlardı. Şili’de artık kendilerini evlerinde gibi hissediyorlardı.

Aynı stadyumda Doğu Almanya’ya karşı yarı final maçını oynadılar. Igor Stimac Mavileri öne geçirse de, Dynamo Dresden oyuncu fabrikasının son harikası Matthias Sammer ikinci yarının hemen başında eşitliği sağladı. Ancak, bitime 20 dakika kala Davor Şuker sahneye çıkacak; turnuvada altıncı golüne imza atacak ve takımını büyük finale taşıyacaktı.

Yugoslavya finalde artık diğer Almanya’yı da yenmek zorundaydı. Batı Almanya, turnuvanın ev sahibi Şili’yi 4-0’la perişan ederek finale çıkmıştı. Finalde seyir zevki yüksek bir futbol oynanmadı. İki takımın da defansı deyim yerindeyse taş gibiydi. Özellikle de ilk yarıda. Yugoslavya, Uwe Brunn’un koruduğu kaleyi yan toplarla geçmeye çalışıyordu ama bir türlü başaramadılar.

85. dakikada nihayet Yugoslavya’nın baskısı meyvesini verdi. Brnovic sağ kanattan bir atak başlattı ve önündeki boşluğu kullanarak topla ilerledi. Zoran Mijucic’le yaptığı ver-kaçtan sonra önünde seken topa çok kötü vurdu. Ama bu top, daha sonra Zvonimir Boban’ın önüne düştü ve Boban sert bir şutla topu kimsenin göremediği bir hızla kalenin sol alt köşesine gönderdi.

Taraftarlar adeta çıldırdı ve Boban kollarını açarak onlara doğru koşmaya başladı. Bir nevi şok yaşıyordu, belki inanamamıştı. Takım arkadaşları onu kutlarken o gök yüzüne öpücükler gönderiyordu. Yugoslavya dünya şampiyonu olmak için sadece beş dakika daha sabretmeliydi.

Ancak Almanlar onları simgeleyen o meşhur dirençlerini yine gösterdiler. Daha iki dakika geçmeden Möller Gordan, Petric’in faulüyle ceza sahasında yerde kaldı ve hakem penaltıyı verdi. Marcel Witeczek, topun başına geçerek durumu 1-1’e getirdi. Almanlar şaşkına dönen Yugoslavya’nın işini bitirmek için hazır kıta bekliyorlardı. Ancak Yugoslavya takımı bu senaryoyu bozdu ve uzatmalarda eşitlik bozulmayınca penaltılara geçildi.

Batı Almanya ilk atışı kullanacak takımdı. Witeczek, maç içindeki penaltı vuruşunu gole çeviren futbolcu… Topun başına yine o geçti. Normalden fazla gerilen futbolcu, kaleci Lekovic’in çok rahat şekilde kurtardığı bir şut çıkardı. Jozic’in takımında ilk penaltıyı kullanacak futbolcu Pavlicic oldu. Brunn’un koruduğu kalenin sağ üst köşesine çok sert ve kusursuz bir şut çıkardı. Artık avantaj Yugoslavya’daydı.

Geriye kalan yedi penaltı atışının tamamı gol oldu. Ve son atış için topun başına Zvonimir Boban geçti.

Imotskili orta saha oyuncusu ağır ağır topa doğru geldi. Almanların penaltıyı kaçıran futbolcusu Witeczek bakamıyordu. “Biz kazanacağız’’ dedi Radyo Televizyon Belgrad’ın spikeri. 18 metreye doğru gelirken çok kararlı gözüküyordu. Vurdu ve kalecinin sağ alt köşesine doğru gitti top. Brunn doğru yere atladı ama şut o kadar kusursuzdu ki asla çıkaramazdı.

Boban bir kez daha ayakları onu nereye doğru götürüyorsa oraya doğru gitti. Maçta attığı golden sonra yapmış olduğu sevincin neredeyse aynısını yapıyordu. Spiker Yugoslavya Şampiyon ! Yugoslavya Dünya Şampiyonu ! diyerek tekrar ediyordu bu başarıyı. Kupa artık onlarındı.

Robert Prosinecki turnuvanın en iyi oyuncusu ödülünü alırken Zvonimir Boban 2. olmuş; Şuker ise altı golle gümüş ayakkabı ödülünü kazanmıştı. Yugoslavya zirveye yükselmişti!

Devamı gelecek…..

Çeviren: Enes Güler

Kaynak: http://inbedwithmaradona.com/journal/2017/3/22/yugoslavia-1987