Spomenika-Spomenici yani bizim anlayabileceğimiz şekli ile Anıtlar pek çok insan için çok farklı anlamlar ifade eden bir kelime. Geçmiş dönemin mirasçıları, çekilen acının tanıkları, bir neslin vücut bulmuş mitleri, öfke, zafer ve kızgınlığın sembolü onlar.

Brutal mimarinin başarılı bir örneğini ortaya koyan bu anıtlar, Tito’nun Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti sırasında 1945’lerden 1990’lara kadar inşa edilmiş bir dizi yapıdır.

Zirve dönemini 45-61 yılları arasında yaşayan bu yapıtların inşasındaki birincil amaç, İkinci Dünya Savaşı diğer ismiyle Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Mihver işgaline karşı halkının direniş mücadelesini onurlandırmaktı.

Bu anıtlar sadece bölgenin acımasız işgali sırasında meydana gelen suçları anmakla kalmıyorlar, aynı zamanda hepsi de Tito’nun direnişçi Partizan ordusu liderliğinde gerçekleştirilen devrimi de kalıcı kale getiriyorlardı.

Beton malzemesi ve soyut tasarımlarıyla tarih boyunca inşa edilen tipik figüratif bronz heykellerin bir antitezi olan bu yapılar, gerçek hayatın bir yansıması olup füturistik mimariyi estetik bir şekilde ortaya koymaktaydı.

Küllerinden kurulan bir cumhuriyet, sınıfsız bir ülke, etnik gerginlikten yoksun bir popülasyon ve bunları “kardeşlik ve birlik” duygularıyla birleştiren Yugoslavya’nın eşsiz anıt projesi Yugoslavya’nın dağılmasından sonra kendi kaderini kendisi belirlemek zorunda kalmıştır.

Bugün eski Yugoslavya ülkelerinin tamamına yayılmış pek çok anıt bulunmaktadır. Bunların bazıları son derece bakımlı ve ziyaret edilebilir durumdayken; bazıları ise kaderine terk edilmiş mutlak bir kargaşa, ihmal ve yıkımın hüküm sürdüğü yapılardır.

Hatice Tokuz