Dizinin dördüncü kitabı Balkan Edebiyatı açısından Türkçe kaynaklar arasında belki de en değerlilerinden biri olan bir antoloji: Çağdaş Yugoslav Hikâyeleri Antolojisi. Hem düzenlemesini hem de çevirisini Necati Zekeriya’nın yaptığı, Varlık yayınlarından basılan bu eser bir zamanlar Balkanların kalbi olan Yugoslavya’nın yansıması niteliğindedir. Bu eserin değeri ise tam da budur!

Eserin vücut bulmasını sağlayan Necati Zekeriya Üsküp doğumlu şair, yazar ve önemli bir yayıncıdır. Üsküp’te yayınlanan Sevinç ve Tomurcuk adlı çocuk dergilerini yirmi yıl yönetti. Türkiye edebiyatını Yugoslavya’da, çağdaş Yugoslavya edebiyatını da Türkiye’ye tanıttı. İki ülke arasında kültür elçisi oldu. Bu bağlamda hazırladığı eserlerden bir tanesini incelerken arka planına değinmek oldukça önemlidir, çünkü hazırlanan seçkideki ince işçilik göz ardı edilmemelidir. 

Yugoslavya denildiğinde akla birçok halk geldiği gibi bu eser de birçok halkın yazarlarının kaleminden dökülen hikâyelerin bir toplamıdır. 6 güzel diyardan: Sırbiya, Hırvatya, Bosna-Hersek, Slovenya, Makedonya ve Karadağ. Bu durum antolojinin hazırlanmasındaki en büyük zorluğu da yaratmaktadır. Önsözde Necati Zekeriya antolojinin hazırlanmasında en büyük zorluğun dilden kaynaklandığını dile getirerek bu zorluğu vurguluyor. Çünkü Arnavutça, Macarca, Türkçe, Rusinca, İtalyanca, Romence, Slovakça, Çekçe ve Bulgarca yazan yazarların öykülerini bir araya getirmenin zorluğu tartışılamaz.

Toplam yirmi hikâyenin yer aldığı antolojide ilk karşımıza çıkan tabi ki İvo Andriç. Aska ile Kurt isimli hikâyesine yer verilmiş. Sırbiya’dan Andriç dışında İsakoviç, Bulatoviç ve Radiçeviç’e yer verilmiş. Hırvatya’dan ise Kırleja, Kaleb ve Erih Koş hikâyeleriyle yer alıyor. Bosna-Hersek’ten ise dört isim: Selimoviç, Siyariç, Çopin ve Suşiç. Slovenya’dan Kranyeç, Hing ve Kolar’ın hikâyeleri yer alırken Makedonya’dan Yanevski, Solev, Çingo ve İvanov; Karadağ’dan ise iki isim mevcut: Vukoviç ve Laliç. 

Bu antoloji sayesinde Balkanlardaki yaşamın, insan ilişkilerinin, kültürlerin izleri sürülebilirken aynı zamanda hikâyelerin karakteristik yapıları sayesinde Yugoslavya’nın dünya tarihi açısından değerini fark etmeyi sağlayabilecek manzarayı görebilmek mümkün. Aynı zamanda insanlık tarihinde değerli bir anın yansımasıdır. Nasıl farklı dillerden bir araya gelen bir antolojiyse Yugoslavya da öyleydi. O yüzden bu antolojinin diğerleri arasındaki en büyük farkı insanlık tarihinin bir döneminin yara izi olmasıdır.