Şehirleri farklı açılardan tanımlar akademi camiası. Ciddidir. Kimi şehir medeniyetin merkezidir. Kimisi kadimdir, ontolojik bilinci falan vardır. Kimisi modernite ve küreselleşmenin bel kemiğidir. Zagreb ise benim için bir apsurdistan’dır. Çünkü Balkanlılığın bir tezahürüdür bende. Sarı-siyah formalarla sahneye çıkan, Balkanların protest ve reggae müziğinin yeni nesil temsilcisi Dubioza Kolektiv ile tanıştığım yerdir. “Politika je kurva, ubila je bomba, džaba svi smo isti…” diye bağırdığım bir şehirdir. Din, dil, etnisite farkı gözetmeden siyasete, hükmedenlere karşı gelişen bir aykırılığın müzikteki yansımasıdır, Dubioza Kolektiv. Öyle ki ettikleri sitem temelde politikayadır, genelde ise olumsuz Balkan algısınadır.

Balkanlara ilgisi olan biri olarak bu gurupla ilk tanışmam “Kažu” şarkısıyla olmuştu. Şarkı, Sırbistan siyasetçisi Ivica Dacic’in bir televizyon konuşmasıyla başlıyordu. Dinlediğim bu şarkı Balkanlarda yükselen mizahi muhalefetin örneğiydi. Sonrasında dinlediğim “No Escape” ile gurubun sadece bölgesel değil global bir “karşıt” duruşu olduğunun farkına varmış, kinayeli sözlerini çok sevmiştim.

Günlerden bir gün Lodz’da sabaha karşı, yerine ve tarihine bakmadan arkadaşımla birlikte aldığım 10€’luk konser bileti sayesinde buluştum Dubioza Kolektiv ile. Yaklaşık 1500 km’lik yolu katederek Zagreb’e ulaşmak zorundaydık. Apsurdistan albümünde yer alan tüm şarkıları, bana eşlik eden Fransız arkadaşımla uçakta, paslanmış trenlerde ve otobüs seferlerinde söyleyerek ezberledik. Malum ne onun dilinden ne de benim dilimden konuşuyordu bu gurup. Varacağımız bu şehir, Apsurdistan’ı dinlemek için sadece bir araçtı. Bu nedenle Zagreb benim için bir Apsurdistan’dır. Dubioza’nın ben’deki kara parçasıdır.

Zagreb’e varır varmaz şehrin konsere hazır olup olmadığını anlamaya çalışmıştık. Apsurdistan’ı hissetmek ve keşfetmekti amacımız. İnternetten satın aldığımız konser biletleri Polonya’ya gelmediği için ilk işimiz konserin yapılacağı Dom Sportova’ya gitmek oldu. Burası Zagreb’in büyük arenalarından biriydi. Dubioza Kolektiv’in konser tarihinde bir ilk-tik. Çünkü Polonya’dan sadece bu etkinlik için gelmiştik. Konser görevlilerinin bizlere olan ilgisi şehre olan sevgimizi artırmış, yol yorgunluğunu enerjiye dönüştürmüştü. Sayelerinde Apsurdistan’da başköşeye yerleşmiştik. Konseri en ön platformdan izledik.

Hırvatistan’da Bosna’lı bir gurup koca arenayı Balkanlı gençlerle doldurmuş, hep birlikte siyasete müzikle cevap veriyorlardı. Müthiş bir coşkuyla kilisemiz kutsal ama papazlarımız hırsız ironisiyle yönetici elite şarkılarıyla dokunuyorlardı. Konserde Balkanlardaki tüm bayrakları bir arada görmek mümkündü. Balkanlar denince akla gelen “şiddeti” konser şarkılarıyla def ediyor, toplumların bir arada eğlenebildiğini gösteriyorlardı. Ja necu u Evropu nek ona dodje nama. Oop, oop, opa! Dolazi Evropa… nakaratıyla aynı anda zıplıyor, yerimizde duramıyorduk. Bu durum bizi daha da neşelendirmiş, guruba olan hayranlığımızı artırmıştı.

Konser bitmişti ama bizim Zagreb’te geçireceğimiz birkaç günümüz daha vardı. Hafif baş ağrısı ve tatlı bir yorgunlukla başlamıştık ertesi güne. Birikmiş heyecanımız henüz tükenmemişti. Apsurdistan’ın etkisinden çıkamamıştık. Gornji grad ve Donji grad diye ikiye ayırdıkları şehirde dilimizde Dubioza Kolektiv şarkıları ile dolaşıp duruyorduk.

Ekim ayının sonuydu. Şehir; Poznan’ın renklerini, Belgrad’ın canlılığını, Viyana’nın da düzenliliğini almış gibiydi. Budapeşte’deki solukluk yoktu. Novi Sad’tan kalma bir okşayış vardı. Tipik bir Balkan şehri değildi. Avrupalılaşmaya çalışan bir mimari form ile karşılıyordu ziyaretçilerini. Tarihi birikim tasfiye edilmemişti, modernitenin izleri ise şehrin tepesinden görülüyordu. Mekânlar arasındaki süreklilik alışveriş merkezi, oteller ile kesilmeye başlamıştı. Şehrin omurgası olan Cumhuriyet Meydanı (Ban Jelacic) Avrupalı firmaların reklam merkezi haline gelmişti. Avrupalılaşmanın şehirdeki zevahiri bize Dubioza Kolektiv’in “Eurosong” şarkısını söyletmişti. Yine de şehrin modern ve estetik bir formla şekilleneceğini düşünmüş, Balkanlılığın yeniden yorumlanacağını umarak dolaşmaya devam etmiştik.

Muhabbetli insanlarla hoş vakit geçirmemize, hikâyeler biriktirmemize vesile olmuştu Zagreb. Hansel ile Gratel’in çikolatadan yapılmış evine benzettiğimiz St. Mark Kilisesi, şehrin genel mimarisi içinde o kadar tatlı duruyordu ki bakmaktan alamıyorduk kendimizi. Kilise sokağının hemen girişinde de konsepte uygun şekerlemeler satan bir sokak satıcısı mevcuttu. Orada durup sohbet ederken arkamızda beliren, konserden kalma gelin ve damat Dubioza’nın şarkısıyla kiliseden uzaklaşıyordu. Biz de onlara “one day when you reach the end, one day you will understand, one day back to roots my friend, no place like a motherland” şarkısıyla eşlik etmiş, mutluluklarına ortak olmuştuk.

Dilimizde Apsurdistan şarkılarıyla yürümeye devam ettik. Şehirdeki mis kokulu Pazar alanına yani Dolac markete vardık. Burası çeşitliliğin ve sürekliliğin korunduğu bir yer gibiydi. Zagreb’in sosyal kültürünü yansıtan bir hüviyetteydi. Şarkılar söylenip, alışveriş yapılan, muhabbeti bir o kadar güzel, renkli ve lezzetli bir alandı.
Ardından Hırvatistan’ın tam ortasında bulunan Jarun gölünde dinlenmeye karar verdik. Avrupa’yı delip geçen Tuna, kendini Jarun’da hissettiriyordu. Yahya Kemal’i hatırladım; çocuklar gibi şendim, bir sonbahar günü geçtim Tuna’dan kısa süreliğine… Farklı zihniyetlerin parametreleri bu uzun nehirden akıp gidiyordu bir şehirden diğerine. Biriktirdiklerini taşımaktan usanmıyordu, bereketliydi. Eskiyi ve yeniyi muhafaza eden eklektik bir uyum vardı, haznesinde.

Velhasıl bir şeyi sevip sevmemek neye işaret ettiğiyle doğrudan alakalıdır. Yani bir şeyin nasıl göründüğü veyahut nasıl tanımlandığı tamamen tali bir bilgidir. Zagreb de benim için keyfiyetle hatırladığım ve aktardığım bir şehirdir. Herodot Zagreb’e methiye etmese de bana onun söylediği sözleri hatırlattı. Bir şehirden daha çok içinde harikalar barındırıyordu ve herhangi bir yerden daha fazla içinde tasvirin ötesinde güzellikler sergiliyordu. Zagreb’i Apsurdistan’laştırdık. Her bir köşede bulunan hasletten uzak anılarımıza tekrar tekrar ruh veriyorduk usanmadan. Bir ay boyunca okulumuzdan-yurdumuzdan uzakta ülke ülke-şehir şehir dolaştığımız o koca adventure time mottomuzun başlangıç noktasıydı, Apsurdistan.

Dilek Kütük

1 Apsurdistan, Dubioza Kolektiv’in albümünün adı.